Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

OKUYALIM ÖĞRENELİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OKUYALIM ÖĞRENELİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2010 Çarşamba

AKİDE ŞEKERİ


Sabah serviste National Geographic Haziran ayı dergisini ufak ufak okuyarak köprü trafiğinin farkına varmıyorum :)
Ufak ufak okuduğumu da çok belli ediyorum sanırım, son iki yazımın esin kaynağı bu dergi oldu :)

Yeniçeriler ile ilgili yazıyı okurken akide şekeri ile ilintisini gördüm, ilginç geldi. Çünkü benim için akide şekeri, Hacı Bekir lokumcusuna girdiğimde karşımdaki kocaman kavanozlarda renkli, lezzetli bir sürü şekerin aklımı başımdan alan güzel görüntüsüdür :)

Yeniçeri ve Akide İlişkisi ise şöyle:

“…Akide şekerinin kökeni yeniçeri adetlerine dayanıyor. Akide sözcüğü Arapça’da inanç, bağlılık anlamına geliyor. Üç aylıklarını aldıkları ulufe divanı günü saray avlusunda yeniçerilere bir yemek verilir, sadrazam ve Divan-ı Hümayun üyeleri yemeği tattıktan sonra kendilerine ağalar tarafından tabaklar içinde şeker sunulurdu. Bu, askerlerin şikâyette bulunmadığına, padişaha bağlılıklarının tam olduğuna dair bir işaretti.

Akide denilen bu şekerler saray helvahanesinde özel olarak hazırlanırdı. Bu şeker günümüzde özellikle mevlütlerde Allah’a ve Peygamber’e bağlılığın simgesi olarak ikram ediliyor.”

Çok kanlı bir şekilde ortadan kaldırılan Yeniçerilerin güzel bir geleneği…

4 Kasım 2009 Çarşamba

DOMUZ GRİBİ TOPLANTISI




Internette tırım tırım tırımlarken gördüm ben de bu gerçeği :)

20 Ekim 2009 Salı

ÇÖP KAMYONU KANUNU

Bugün aldığım bir mail, hemen burada sizinle de paylaşmak istedim.Yazıdaki uç örnekte ne kadar uygulanabilir bilmiyorum ama genel bakış açısının bu şekilde olması pek çok şeyin gereksiz yere bizi etkilemesinin önüne geçebilir...

Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez...

Kadın taksiye binmiş ve hava alanına gitmek istediğini söylemişti. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıktı.
Şoförü çarpmamak için sert şekilde frene bastı.

Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu. Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.
Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı.

Kadın bütün bu olanları şokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.

Sordu: "Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti."
Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek:"Çöp Kamyonu Kanunu" dedi.

Kadın: "Çöp Kamyonu Kanunu?"diye sordu, anlamamıştı.

Şoför açıkladı:"Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir. Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın."

Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.

Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla "size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun."



28 Temmuz 2009 Salı

KADER

Sanırım bir de böyle bakmak lazım...


KADER

Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...

Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..


"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev -belki seninki en iyisidir)


23 Haziran 2009 Salı

HAYAT

Bugün arkadaşımdan gelen bir mail bu.Çok hoşuma gitti.


Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu yanında bir mektup ile hediye olarak Pers İmparatoruna göndermiştir.

Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır; "Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. İşte hayat budur..."

Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint İmparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taşının hareketini ve tüm oyunu çözer daha sonra da on günde tavlayı icad eder ve imparatora sunar.

Pers İmparatorunun baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu; dünyanın en popüler oyunlarından biridir.

Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birliği olarak tavla bir tanedir. 4 köşesi 4 mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı, pulların toplamı ayın 30 gününü, siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü, karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini simgeler ..

Hint İmparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır :

"Evet, Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. AMA BİRAZ DA ŞANS GEREKİR. İşte hayat budur..."

13 Mayıs 2009 Çarşamba

BİRKAÇ SÖZ...

Bugün okuduğum ve çok hoşuma giden 2 sözü bloguma taşımak istedim.


1. LIFE IS NOT ABOUT WAITING FOR THE STORMS TO PASS. BUT IT’S ABOUT LEARNING TO DANCE IN THE RAIN. – UNKNOWN


(Hayat, fırtınaların geçmesini beklemek değildir.Hayat, yağmurda dans etmeyi öğrenmektir. -Kaynağı Bilinmiyor)


2.THE BAD NEWS IS THAT TIME FLIES; THE GOOD NEWS IS THAT YOU’RE THE PILOT. – MICHAEL ALTSHULER


( Kötü haber şu ki zaman uçup gidiyor ; İyi haber ise pilot sensin )

12 Mayıs 2009 Salı

BİR BLOG TANITIMI

Bana blog virüsünü bulaştıran arkadaşımın sayesinde blog dünyasına adım attığımda etrafımdaki olayları daha farklı bir gözle incelemenin yanı sıra bu işi yapanların bloglarını da incelemeye başladım.
İnsanların ne tür konularda, ne şekilde yazılar yazıp bloglar oluşturduğunu araştırmaya, beğendiklerinizi o kişileri hiç tanımasanız bile düzenli olarak izlemeye hatta bir süre sonra eksiklerini bile bulmaya başlıyorsunuz ( her zaman hayranlık uyandırmıyor bu bloglar :))
Çok belirli konularda yazılar yazabilir, beğendiğiniz konuları blogunuzda yayınlayabilir ya da bir günlük gibi kendinizi ifade edebilirsiniz. Kısacası burası sizin atış alanınız, bu alanı isteklerinize göre siz şekillendiriyorsunuz.
Kısa bir zaman önce blog gelişimim için internette dolaşırken tesadüfen gördüğüm bir blogdan bahsetmek istiyorum. Dünyanın en yaşlı bloggerlarında biri olarak tanımlıyor kendisini ama sanırım bu konuda tek :) Blog sahibinin adı Randall Butisingh.Kendisi 1912 doğumlu ve 2007 yılından bu yana blogunu yazıyor.Üstelik yazıları bilgisayarında kendisi yazıyor.Hayran olmamak mümkün değil.Arşivindeki tüm yazılarını henüz okuyamadım, yeni başladım ve sadece birkaç yazısını okudum.Her güne 1 yazı şeklinde günlük olarak yazılarını okumayı planlıyorum.En son Anneler Günü ile ilgili yazdığı yazısında bakış açısının ne kadar farklı ve özel olduğunu görebilirsiniz.
Hep söylediğim bir söz vardır ( bana ait değil, geçmişte okuduğum ve çok hoşuma giden bir söz) “ 20 yaşında iken 90 yaşında gibi yaşamak; 90 yaşında iken 20 yaşında gibi yaşamak”. Bu bir seçim aslında ben hep ikincisini tercih ettiğimi söylediğimde insanlar genellikle bunu hayatınızın geçen zamanını yok sayarak kendini kandırmak olarak algılasa da Randall Butisingh benim tezime ve seçimime çok iyi bir örnek.”Bizden geçti, artık çok geç, başlamakta geç kaldık …”diye düşünenlere inat yaşlanmadan, yaş alarak hayatın içinde var oldukça pes etmeden, edilgen bir şekilde köşesine çekilmeden ben hep varım demek!
Blogum ya da blog dünyası ile ne kadar ilgisiniz bilemem ama Randall Butisingh’ın en azından birkaç yazısını okumak faydalı olacaktır diye düşünüyorum.Aşağıda blog adresini bulabilirsiniz.
http://randallbutisingh.wordpress.com/

27 Nisan 2009 Pazartesi

ASTROLOJİYE DARBE!!!!

Aslında bir laboratuvar yengeci olarak ( normal doğum sürecinde aslan burcu olacakken erken doğum hamlem doktorlarca ilaçlarla engellenmişken , sonrasında da ilacı erken keserek beni elbirliğiyle yengeç yapmışlar ) astroloji konusunda konuşmamam gerekir ama bu haberi görünce paylaşmadan edemedim.
Cumhuriyet Bilim Teknikte çıkan bir habere göre astroloji hesaplamalarında yapılan bir hata tüm sistemi işlevsiz bırakıyor gibi :)

Haberin detaylarını merak edenleriniz aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=52540&kn=18

2 Mart 2009 Pazartesi

MÜZE KART
















20 TL ve 1 adet vesikalık fotoğraf karşılığında 1 yıl süreyle Kültür Bakanlığı’na bağlı belli müzelerde geçerli olan bir kart. Aşağıdaki linkte detaylarını inceleyebilirsiniz. Ancak öncelikle geçerli olduğu yerleri inceleyip, ilginizi çekiyor ise başvurmanızı öneririm. Çünkü her yerde geçerli değil.
Ben bu haftasonu Topkapı Sarayı girişinde 20 TL giriş ücreti ödemeyerek ve sonra da Ayasofya Müzesini gezerek 20 TL de orada kara geçtim :)
http://www.muzekart.com/




18 Şubat 2009 Çarşamba

GERÇEK YAŞINIZ
















Sağlıklı yaşam konusunda birçok çalışma,öneri ve uygulama bulunmakta. Hatta bir süredir bu konudaki yazılar, yayınlar o kadar arttı ki hangisini nasıl takip edebileceğimiz konusunda çoğu zaman yönümüzü kaybeder , yaptığımız her şeyi sorgular duruma geldik.Bir çeşit paranoya yarattı üzerimizde.
Bir gün yazılan ya da söylenenin nerdeyse ertesi gün bir anti tez ile karşılaştığını düşünürsek herkesin kendine uygun olan yolu seçmesi daha doğru.
Bana göre bedenimizi bir makine olarak düşünürsek bu makineyi çalıştığı süre içinde ( yaşadığımız süre içinde ) en az bozulma ve en yüksek fayda ile kullanma düşüncesi ile yola çıkılması mantıklı olan. Hem kendimize uygun hem de uzun vadeli yararlar sağlayabilmemiz için de bedenimizin ( sahip olduğumuz makinenin ) kullanım yaşını öğrenmemizde fayda var.Bu konuda benim ara ara yaptığım ve sonucunda dikkat etmem gereken ve doğru yaptığım noktaları da belirten bir test var.Aslında bir sağlık sitesi ve mail adresinize belirli dönemlerde sağlık haberleri de gönderiyor.Bir süredir takip ediyorum uygulaması kolay, güncel konularda yazıları bulunuyor.
Bu konudaki detayları, gerçek yaşınızı öğrenmek için aşağıdaki linki tıklayıp testi yapmanız yeterli olacaktır.
http://www.realage.com.tr

17 Şubat 2009 Salı

HAFIZA GELİŞTİRME TEKNİKLERİ

Hatırlayamamaktan çok sık şikâyet ederiz. Hatta nasıl hafızamızı güçlendirebiliriz sorularını sorar ama ne yapılması gerektiği konusunda çoğu zaman bir aksiyona geçmeyiz. Geçtiğimiz akşam bir arkadaşım ona daha önce vermiş olduğum bir siparişin hiçbir detayını hatırlayamayınca kendi adıma isteğimin yerine gelmeyeceğini düşünerek paniğe kapıldım :)) Arkadaşım hafızasının çok zayıf olduğunu ve nasıl geliştireceğini bana sormak zorunda kaldı beni o panik halinde görünce. Benim ilk tavsiyem hiç ilgilenilmeyen konularda yeni şeyler öğrenmenin beyne şok etkisi yaratarak hafızayı güçlendirdiği yönündeydi. Ama bunu yeterli bulmayıp küçük bir araştırma ile Süleyman Demirel Üniversitesinde yapılan bir çalışmadan özet başlıklarına ulaştım ve sizlere de iyi geleceğini düşündüm.
Resimdeki duruma düşmemek için okuyalım, uygulayalım… :)
1.Bölüm: Beyinin Gizemli Gücü Uzmanlar, insanları beyinlerinin ancak %1 kadarını kullandıklarını söylemektedirler. Bu durumda beynimizi %99 kullanılmayan kapasitesi ile uyuyan bir deve benzetebiliriz. İnsanların zihinsel yeteneği ile ilgili sorular, beyin kapasitesi eksikliğinden değil, onu nasıl kullanacağını bilmediğinden kaynaklanmaktadır. Hafıza eğitiminin amacı da bu atıl potansiyeli harekete geçirmek ve geliştirmek için yardımcı olmaktadır.Beyin; farklı fonksiyonlardaki 2 loba ayrılmıştır. Sağ beyin vücudun sol tarafını, Sol beyin ise sağ tarafını kontrol eder. Sol beyinin anahtarı; kelimeler ve sayılardır. Her şeyi bir arada algılayamaz, ayrıntılarla ilgilenir. Sağ beyin ise farklı şeyleri bir anda algılar ve aynı anda birçok şeyi düşünür. Anahtarı da görüntülerdir. Beyinin her iki lobunu kullanarak kalıcı hafıza oluşturabiliriz.Hayatta başarmanın en önemli anahtarı beyni olumlu düşünmeye zorlamaktır. Olumsuz düşünceler beyni kendimize karşı olumsuz çalışmaya programlayacaktır. Olumlu düşünmede temel nokta; beyni olumlunun üzerine programlamak yani başarısızlığı değil, sadece başarmayı düşünmektir.
2-Bölüm: Hafıza Teknikleri Bilgileri hafızada tutmak için iki temel ilke vardır; Hayal gücü ve çağrışım. Bu iki yolla bilgileri hafızaya alırken dikkat edilmesi gereken noktalardan bazıları şunlardır,
1-Çok ve çarpıcı hayal kur. 2-Abartarak renklendirerek ve hareketlendirerek hayal kur. 3-Daima olumlu düşün. Hafızaya alırken kullanılan sistemlerden bazıları şunlardır. Bağlama metodu; Bilgilerin belirli bir sıra ve düzende hafızaya alınması. Rakam şekil sistemi; Rakamlar şekil itibariye bazı şeylerle özdeşleştirilirler. Örneğin iki sayısı (2) kuğuyu çağrıştırdığı için 2 sayısı Kuğu’yu temsil eder. Fonetik Alfabe Sistemi; bu sistemde sesli harf kullanılmıyor, kullanılan harfler kullanılmıyor ve üç tane joker harfi var (R-H-G) temel oluştururken bu üç harf kullanılmıyor. Örneğin; Bir kelimesinde sesli harf –i- ‘yi ve joker harfi –R-‘yi çıkardığımızda geriye B kalıyor. B’de ağızdan çıkış ile P harfine benzediği için BİR’i temsil eden kelimemiz B veya P ile başlayacaktır. Bağ-Puro- Boru gibi.
3. Bölüm: İsimlerin ve Yüzlerin Hafızaya Alınması
Üç aşamada gerçekleşir ; 1-Zihinsel Çalışma: Burada hedef belirleme, zihin organize etme, hayal kurma ve konsantre olmaönemlidir. 2-İşitse Çalışma: Dinleme, tekrarlama, manasını sorma, konuşurken kullanma, içinden tekrarlama ve vedalaşırken kullanma ile hafızaya alım kolaylaşır. 3-Görsel Çalışma: İşitsel çalışmadan daha kuvvetlidir. Görsel hafıza ile karşımızdakinin ismini daha iyi öğrenebiliriz. İsmi somutlaştırarak, yüzün özelliklerini inceleyerek ismi çağrıştırmak ve özelliği gülünç hale getirerek hafızaya alabiliriz. Örneğin: Habib ismini daima hatırlamak için “Habib, biip, biiip!” gibi gülünç hale getirebiliriz.İsminin hatırlanmasının, insanlar üzerindeki etkisi çok fazladır. Çünkü her insanın ismi kendisi için çok önemlidir. Hal böyle olunca, ismi hatırlana kişi kendisini önemli hissetmekte, karşısındakinin kendisine farklı bir değer verdiğini düşünmekte ve oda buna, hem de severek karşılık vermek istemektedir. Günümüzde en başarılı şirketler, müşterilerinin isimlerini personeline ezberleten şirketlerdir. 4-Bölüm: Akrostişler İngilizcede ve bütün yabancı dillerde problem unutmayı hafıza teknikleri ile en aza indirebiliriz. Örneğin; Bundle ( Bandıl ) : Bohça paket anlamında. Bandıl “Bandır” gibi alıp, kocaman bir bohçanın baldan olduğunu ve ekmeğimizi bohçaya bandırıp yediğimizi hayal edebiliriz.Akrostişleler: Bir bilginin tutulabilmesi için, ilgili kelimenin baş harflerinden oluşan kelime ya da anlamsız harfler grubuna akrostişler denir. Örneğin: Dünyadaki tüm başarılı insanların kullandığı 4 basamaklı başarı formülü: KESE Karar ver Eylem Geç Sonuçları DeğerlendirEsnek Ol gibiDünyanın en uzun nehirleri MANİSA’nın içinde Sırasıyla MississippiANilİSarıırmakAYani Manisa kelimesinin sessiz harfleri, sırasıyla Dünyanın en uzun nehirlerinin baş harflerinden oluşuyor. Hafıza teknikleri ile çarpım tablosunu öğrenebiliriz. 5x5 = 25 Aferin bizim keleş 7x7 = 49 yedi yedi, kırk dokuz kilo oldu
5- Bölüm: Liderlik İçin Akide İyi bir liderin içyapısını anlamak için beş önemli özellik vardır. Bu beş özelliği akrostişle AKİDE Olarak adlandırabiliriz. Arzu Karakter İç disiplin Davranış Eğitim Gönüllüsü Arzu: Yaptığımız iş için büyük bir arzu duymuyorsak, asla iyi sonuçlara ulaşamayız. Karakter: Bir lideri lider yapan önemli özellik.İç Disiplin: Bir kişinin yapması gereken şeyi yapması gereken zamanda yapması anlamına gelir. Davranış: Olumlu düşünmeyi temel alan insanlar, kendileri ve toplumla barışıktırlar. Bu özellik liderliğin temelini oluşturur. Eğitim Gönüllüsü:Liderlikeğitimgönüllüsüolmadan olmaz. Çok iyi, çok kötü hafıza yoktur. Eğitilmiş yada eğitilmemiş hafıza vardır. Hafıza teknikleri ile gerek okul, gerekse günlük hayatta kolaylık sağlayabiliriz. Bunları şöyle sıralarsak ; -Zaman kazanırız.-Olumlu Düşünürüz.-Medeni cesaret ile konuşmalar yapabiliriz.-İnsanlara isimleri ile hitap edebiliriz.-Engelleri daha rahat aşarız. Eğer insanlar hafızasının iyi kullanılmasındaki temel noktaları iyi kavrar ve kullanırsa olayları, kişiler, eşyalar arsında daha iyi bağlantılar kurabileceklerinden dolayı daha güçlü bir hafızaya sahip olurlar. Beynimizdeki zincirleri kırıp, beynimizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan dahiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri ciddi bir hafıza eğitimi ile fotografik bir belleğe sahip olmaktır. Goethe’nin dediği gibi; yeterli zamanımız hep vardır, yeter ki doğru kullanalım.


16 Şubat 2009 Pazartesi

İSTANBUL’DA İLK TÜRK MAHALLESİ

Şu anda okumakta olduğum kitapta geçen bir bölümdü bu, ilgimi çekti ve paylaşayım dedim.
Konstantinopolis 1391’de Osmanlılar tarafından ilk kez kuşatılır.7 ay süren kuşatmadan sonra Bizans, Osmanlılara eskisinden daha çok vergi ödemeyi ve Konstantinopolis’te bir Türk mahallesi kurulmasını kabul eder.
Böylelikle 1543’de İstanbul’un Fethinden önce 1391’de ilk mahallemiz ile başlamışız şehri fethetmeye :)