Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Mart 2009 Perşembe

YILDIZ SARAYI


Gezdim, gördüm, yazdım bölümümün bir süredir boynu bükük kaldığını düşündüm ve gönlüm buna razı gelmediği için bir süredir ara verdiğim yazılarıma müze gezilerim ile devam edeyim istedim.
Yıldız Sarayı’nı gezerken öyle büyük kalabalıklarla karşılaşmıyorsunuz. Hatta biz müzeye girdiğimizde baktık kişi başına bir güvenlik görevlisi düşüyordu. O kadar tenhaydı :) Belki de çok tehlikeli göründük bilemiyorum ama sonrasında iş normale dönüp 1 tane güvenlik görevlisi eşliğinde gezimizi tamamladık.
Uzuuun bir koridoru baştanbaşa geziyorsunuz bütün geziniz boyunca. Burada da sakin ve sükûnet içinde gezmenizin verdiği rahatlık ile ilgilendiğiniz detayları, aksesuarları daha rahat inceleme şansınız oluyor.
Gezi için ortalama 30–45 dk yeterli bir süredir.
Müze Kart geçerli, olmayanlar için giriş 10 TL
Saray müzesi binasının hemen yan tarafı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Müzesi olarak düzenlemiş olduğu 2 katlı bir bina. Çok başarılı bir sistematik ya da gruplama olmamakla birlikte dönemlerine ait, tablolar ve yazı takımları gibi eşyalar ve aksesuarlara ait bir sergi gezmiş oluyorsunuz. Bizim için buranın en cazip yanı Saray binası çok soğuk olmasına bağlı olarak buzlanmaya başladığımız süreci, buranın sıcaklığı ile durdurabilmemiz hatta buzlarımızı çözebilmemizdi :)
Şehir Müzesine giriş için ücret ödemeniz gerekmemekte, Yıldız sarayı biletinizle gezebilirsiniz.
İçinde yaşadığınız şehrin tarihini tanıma konusunda bir adım daha atmak isterseniz gezip görebileceğiniz, vakit ayırabileceğiniz bir aktivite.

25 Mart 2009 Çarşamba

NEDENDİR BİLMEM

Nazarlara mı geldiiiim, bu havalar mı havamı bozdu bilemiyorum ama bir rehavet çöktü üzerime ve yazamadım bir süredir.

Kendimi çayırlara, çimenlere, sulara , sellere atasım var, oturup yazmak yerine.

Gerçi bazı eylemler içerisindeyim daha sonra paylaşmak üzere :)

Bekleyiniz...

Not: Yeni yazılarımı soranlara kocaman teşekkürler :)

13 Mart 2009 Cuma

ÇOK GÜLDÜK, AĞLAMAYALIM

Ben hayatımda (kadınlar dışında) bilgisayar kadar sorun çıkartan başka bir şey görmedim. Üstelik yalnız kendisi sorun çıkartsa neyse…Bir alet, ilişkiye girdiği herşeyle sorun çıkartabilir mi? Bir bilgisayara yazıcı, tarayıcı, fotoğraf makinesi, kamera, cep telefonu gibi ne bağlamaya kalkışsanız ayrı bir dertle uğraşıyorsunuz. Her yüklediğiniz programla alet uyum sorunu yaşıyor.Bu kadar kaprisli kadın bile az bulunur. Hiçbiri yoksa da zaten ya“hardware” ya “software” sorunu vardır. Bir bilgisayarın sertlik ve yumuşaklıkla ilgili sürekli sorun yaşaması sizce de garip değil mi ?

Nane Şekeri'nin Yorumu:

Kitaplardan bahsettiğim "Kitaplığım" adlı bu bölüm sahiden kendi okuduğum kitaplardan oluşmakta.Bu nedenle de Yeni Çıkanlar, Çok Satanlar diye gruplayamamıyorum kitaplarımı.Kendi zevkime, düşünceme göre kitaplar bunlar.

Kürşat Başar'ın bu kitabını açıkçası kitabın içeriğini düşünmeden, yazarı çok beğendiğim için almıştım.Ama kısa yazılarından oluşan bu kitap aynı zamanda değindiği konulara keyifli bir bakış açısı sunuyor.Haftasonu okurken güzel vakit geçirilebilecek bir kitap.

11 Mart 2009 Çarşamba

KONTESLE DEVAM…

Aslında bizim, Kontes ile aynı anda, aynı ortamı kullanabildiğimiz dönemlerimiz de oldu geçmişte. Kendisi daha bebeyken ben de onu gezdirebiliyor, seviyor ve oynayabiliyordum.
Ama bir gün Kontes itaat eğitimine gönderildi. Ben de eğitim, itaat gibi kelimeleri yan yana duyunca sonuçta iyi bişeydir sandım.
Kontes gitti.
Kontes geldi.
Ama gelen dana gibi bişeydi( hala da öyle ). Benim eski minicik Kontesim diiil.
Yeni haline baktığımda itaat eğitimini düşünmeye başladım. Bu durumda o mu kampta aldığı eğitim sonucu itaat edecekti yoksa onu böyle semirmiş görenler mi Kontes’e itaat edeceklerdi? İşte bütün mesele buradaydı?
Ben hiç birine bulaşmayarak kendi seçeneğimi yarattım ve onunla aynı mekânda bulunmamayı seçtim. Çok daha sağlıklı :)
Her ne kadar oyun için bile olsa üzerinize koşarak gelen bir pitbull fenalaşmanıza neden olabiliyor doğal olarak...

10 Mart 2009 Salı

OTORİTE BUDUR!

Bir insanın köpeklerden sinir krizi geçirecek kadar korktuğunu ve evinde yaşayacak kadar yakın bir arkadaşının da bir pitbullu olduğunu düşünün!Şaka gibi değil mi?Ama değil, gerçek...
Ben köpeklerden acayip korkarım ve en yakın arkadaşımın da bir pitbullu var.Adı Kontes.
Böyle olunca da aynı evde pitbull ve ben bir araya geldiğimizde ya ben bir odaya kapanıyorum misafirliğim süresince ve Kontes rahatça dolanıyor evin içinde ya da o kafesine kapatılıyor ben evde rahatça dolanabiliyorum. Başka yolu yok.
Yine Kontesin kafesinde, benim de evde serbest olduğum akşamlardan birinde yemek hazırlığı içindeyiz. Arkadaşım, ben, annesi mutfaktayız diğer odada da kardeşi var hep birlikte konuşuyoruz. Bu arada Kontes dışarıda olamamanın, siniri ile havlıyor, hırlıyor, bağırıyor. Bir ara bağırmayı o kadar abarttı ki arkadaşımın annesi “Kontes suussssss!!!” diye bağırdı. Ve Kontes olduğu yerde sustu, sindi, dondu kaldı. Evde bulunan diğer kişiler olan ben, arkadaşım ve kardeşi de o güçlü emirden sonra sustuk, sindik, donduk kaldık.( Düşünüyorum belki de sokakta duyan başkaları olmuşsa onlar da aynı duruma geçmişlerdir )Ancak “Siz niye sustunuz? Devam edin!!!!”diye sadece bize özel ikinci emirle kaldığımız yerden devam edebildik.Kontes hala ilk aldığı emirin gereklerini yerine getirerek susuyordu.
İşte otorite böyle bişey.Bir tek “Sus!!!” demekle etrafınızdaki yaşayan herşeyi ve herkesi susturabilmek,”Konuşşş!!!!”dediğinizde de konuşturabilmek emirlerinizi hiç sorgulatmadan :)

9 Mart 2009 Pazartesi

TEENAGE MUTANT NINJA TURTLE YAŞAR!

İlk kaplumbağam öldüğünde çok üzülüp bari bu yaşasın diye adını Yaşar koydum kaplumbağamın.
15 yaşında.
Havaların ısınma eğilimi ile onun da enerjisi yeniden artmaya ve yavaş yavaş hareketlenmeye, hayata dönmeye başladı. Bir süredir kış uykusu nedeni ile aile ortamımıza katılamayarak ortamı Whisky’mize ( muhabbet kuşumuz ) bırakmıştı. Whisky cirit atıyordu ortalıkla, tüm ilgi de onun üzerindeydi. Şimdi Yaşar devreye girince yine çılgına dönecek. Bizi zor günler bekliyor.
Dedim ya Yaşar 15 yaşında. Bir bakıma onunla birlikte büyüdük. Hayvanın üzerinde bir sürü deney ve acaba bunu yapsam nasıl olur diye gerçekleştirdiğim uygulamalarla tam olarak bir ninja kaplumbağaya dönüştü Yaşar. Şaka değil, sahiden.
Çabuk büyüsün diye metabolizmasının hızlandığı dönemlerde yüksek proteinli yemlerle besledim, suyun içinden vitamini yeterince alamaz diye vitamini suyuna değil yemin üzerine damlatıp ellerimle yedirdim, güçlü kaslara sahip olsun diye düşünüp ( hiçbir bilimsel dayanağı yoktur) toprakta yürüttüm, bahçesindeki su, yüzmesi için yeterli değil diyerek yüzmesinin gelişmesi için akvaryuma atıp yüzme egzersizleri yapmasını sağladım, istediğinde güneşten korunabilsin diye havuzunun kenarına küçük bir şemsiye bile koydum.
Yaşar, bütün bu yaptıklarımın sonucu olarak mı yoksa kendini kurtarma çabaları yüzünde mi bilmiyorum sık sık bahçesinden kaçardı. Ben her yaz döneminde elimde kocaman bir fener koltukların altında, dolapların arkasında firari Yaşar’ımı arar dururdum.
Bir gün bahçesinde dinlenmesi için koyduğum taşı, başı ile bahçesinin kenarına ittiğini ve yine bahçenin yanına bıraktığım bisikletimin pedalına pençesini atıp kendini sarkaç gibi sallandırarak bahçesinden kaçtığını gördükten sonra onun bir ninja kaplumbağa olduğundan emin oldum. Çalışmalarım sonuç vermişti. Kolları güçlenmiş, vitaminler de etkisini göstermiş zihni gayet açılmıştı :)
Ben de ona kaçamayacağı büyüklükte bir havuz alıp içindeki taşını da havuzdan çıkardıktan sonra artık kaçışları sona erdi :)
Bu kadar uzun yıllar içinde Yaşar’ım ve ben, zor zamanları da atlattık. Kardeşimin bunu artık hayvanat bahçesine verelim baskıları, bunun çorbası çok güzel olur diyenler ve böbrek yetmezliği. Evet, uzun süre böbrek yetmezliği çekti benim Yaşar’ım. Duygusuz bir veterinerin, sevimsiz kliniğinde teşhisi kondu ve öleceği söylendi bana dünyamı yıkarcasına :( Tedavisi için 1 kocaman gece boyunca o klinikte bile kaldı zavallıcık. Ama tedavi olumlu sonuç verdi ve şimdi canavar gibi :)
Tedavi süreci de ayrı bir macera. Benim köpeklerden çok korkmam, kliniğin köpek kaynaması ve eve gelecek bir veterinerimizin olması lüksü bir araya gelince evde muazzam bir bakımla hastalığı yendi.
Çok kişinin kaplumbağaları tepkisiz sanmaları da büyük talihsizlik. Oysaki Yaşar iğneleri yapan doktorunun ellerini iğne yapılmasın diye çiziyor ve iğne yapacağı yeri kuyruğu ile kapatarak ona engel olacak kadar da insanları tanıyabiliyor :)
Yoksa genelde kaplumbağalar tepkisiz de benim Yaşar’ım mı farklı? Bu benim özel bakımımın bir sonucu mu? Düşününce kaç kaplumbağanın havuzunda kendisine özel şemsiyesi vardır ki?

6 Mart 2009 Cuma

BU SABAH YAĞMUR VAR İSTANBULDA…

İnsanın içinden yataktan hiç çıkmadan tembellik, miskinlik yapmak geçiyor di mi?
Ben de şu anda aynen bu moddaydım. Elimde sıcacık kahvem ile keyif yapmak istiyorum yağmuru izlerken.
Kahvemin yanında kütür kütür çikolata toplarımı da yemeyi ihmal etmeyerek tabii :)
Kütür kütür çikolata nasıl mı olur? Çok lezzetli ve yemesi çok keyifli :) Hemen tarif edeyim.
KÜTÜR ÇİKOLATA
İstediğiniz çeşit hazır çikolatayı mikrodalga fırında eritin ve içine Nesquik çikolatalı yuvarlak kahvaltı gevreğinden ekleyin. Karıştırıp, 3 er tanesi yan yana gelecek şekilde bir tepsiye dizin, dolapta donmasını sağlayın ve kütür kütür çikolatanız hazır :)
Çok kolay di mi? Kahvenin yanında süper oluyor.
Güzel bir Cuma ve keyifli bir haftasonu geçirmemizi dilerim…