Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Temmuz 2009 Perşembe

1 DİYALOG: ANNE ŞEKER VE NANE ŞEKERİ TV İZLİYOR…

Akşam annem ve ben kendimize uzanacak birer koltuk seçip rast gele bir dizi bulduk, izliyoruz. Dizi reklâma girdi ve başka bir dizinin reklâmı yapılıyor. Reklâmı yapılan dizideki oyunculardan biri perukla, sakalla görünüşünü değiştirmiş ama ben tanıdım ,annem tanıyamadı ve aşağıdaki diyalog cereyan etti :)

Anne Şeker: Kim o çocuk?

Nane Şekeri: Ya var ya hani… Aslında biliyorsun sen de ama nasıl anlatsam ki?
Anne Şeker: Tanımadım.
Nane Şekeri: Ufff nasıl hatırlamazsın? Bak şimdi anlatayım hemen tanıyacaksın.
Anne Şeker: ????


(Veeeee Nane Şekeri o herkesin bir anda tanımasına yardımcı olacak olağanüstü tanıtımını yaparak darbeyi indiriverir!!!!)

Nane Şekeri : Bir sürü dizide oynayan uzun boylu , ince çocuk var ya işte o !!!!!! Hatırladın mı?

Nasıl detay ama? Artık insanın tanımaması mümkün değil di mi? :)

Sonuç?

Bu muhteşem anlatımdan sonra gülme krizi ile kanepeden düşen bir Nane Şekeri ve gülmekten yerinden bile kıpırdayamayan bir anne: D

Allahım, ben bu olağanüstü zekâmı hak edecek ne yaptım?


22 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞAFAK VAKTİ


Bir vampiri sevdiğinizde, seçim hakkınız kalmaz. Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar, nasıl savaşırdınız? Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa, nasıl vermemezlik ederdiniz? Ya onu gerçekten seviyorsanız? Vazgeçilmez bir şekilde bir vampire âşık olmak, Bella Swan için, bir fantezi ve kâbusun gerçeğe karışmasıdır. Edward Cullen'a duyduğu yoğun tutkuyla bir tarafa, kurt adam Jacob Black ile arasındaki derin bağ ile öbür tarafa çekilmiş bir halde, nihai dönüm noktasına ulaşmak için kayıplar ve mücadele dolu çalkantılı bir yıl geçirmiştir. Artık kaçınılmaz bir seçimle karşı karşıyadır; ya ölümsüzlerin karanlık ama çekici dünyasına katılacak, ya da iki kabilenin arasında insan olarak hayatına devam edecektir. Bella artık kararını vermiştir ve kendisini muhtemelen yıkıcı ve anlaşılmaz sonuçları olacak benzeri görülmemiş bir olaylar zincirinin içinde bulur. Önce Alacakaranlık'ta yıpranmış olduğunu, ardından Yeniay ve Tutulma'da da dağılıp koptuğunu gördüğümüz ipler, artık tamamen düzeltilip bir araya gelecek gibi görünüyor. Peki ya bu sonsuza kadar gerçekleşmezse? Alacakaranlık efsanesinin heyecanla beklenen son kitabı, Şafak Vakti, milyonları büyüleyen bu romantik hikâyenin sırlarını ve gizemlerini aydınlatıyor.
Nane Şekeri'nin Yorumu :
Serinin son kitabı olan Şafak Vakti’ni de dün akşam bitirmiş bulunmaktayım.
Biraz içimize suların serpildiği, maşallah Cullen’ların hiçbir eksikleri de kalmadı ama sahip olduklarını elde etmek ve korumak için çok da uğraştılar canııım dediğim bir kitap.
Yine beni okurken etrafımdan koparacak bir akışa sahipti.
Serinin tüm kitapları için genel bir değerlendirme yapmak gerekirse bu kitapları;
1.Ortalık yıkılıyor, nereye baksam bu vampir ailesi dur ben de bir okuyayım ve gündemi yakalayayım diyenler,
2.Fantastik olan her şeye bayılırım ben diyenler,
3.Şu sıralar çok üzerinde düşünmeden ama sürükleyiciliğiyle içine düşeceğim bir kitap arıyorum diyenler,
4.Seri kitapları çok severim, beni sonrasında ne okuyayım diye düşündürmeden birbirini takiben okuyacağım bir şeyler arıyorum diyenler,
5.( çocuğu olanlar için ) bizim çocuklar bu kitaplara fena kaptırdı, bakalım içinde neler var? Neler yazıyor? Diyenler,
Mutlaka okumalı :)
Bu 4 kitap ile vedalaşmak zor olsa da bu sabah yeni bir kitaba başladım bile:) Çok sevdiğim bir yazarın ve muhteşem bir girişle başlayan bir kitabı. Alacakaranlığın etkisinden çabuk çıkacak gibiyim. Bittiğinde yorumlarımı paylaşıyor olacağım :)
Keyifli okumalar…

20 Temmuz 2009 Pazartesi

HARRY POTTER VE MELEZ PRENS

Harry Potter ve Melez filmini izledim hafta sonu.
Öncelikle ilk kitap olan Felsefe Taşı’ndan sonra serinin diğer kitapları kesinlikle çocuklara göre değil. Belki 2. kitap da uygun olabilir.
Ama anlayamadığım bir şekilde insanlar bu filme hala çocuklarını getirebiliyor.Hatta bir önceki filmde korku öğeleri fazla diye uyarı yapılamasına rağmen oldukça fazla bir oranda kişi çocuklarını getirmişler onları salonda yalnız bırakıp kendileri dışarı çıkmışlardı.
Sonuç?
Tabii ki korkmuş, hatta ağlayan çocuklar!
Bütün kitaplarını okumuş ve bütün filmlerini izlemiş biri olarak söylüyorum Felsefe Taşı dışındaki diğerleri küçük çocuklar için uygun değil.
Playstation oyunlarında bile 13+ uyarısı var!
Neyse, ben son film için izlenimlerimi yazayım hemen.
Serinin bu filmi kitabı ile gayet uyumlu çekilmiş. Kitabında olduğu gibi aksiyondan uzak, daha çok sonun şekillendiği bir geçiş filmi.
Yeni mekânlar, yeni karakterler ve yeni aksiyonlar fazla olmadığı için daha önceki mevcut üzerinden gidilmiş, ilişkilerin izleyeceği yol üzerinde durulmuş.
Yani bu filmde diğerlerindeki gibi bir macera ve onun üstesinden gelen kahramanların mutlu sonu yok.
Ben çok sevdiğim için hiç sıkılmadım ve beğendim. Ama siz Hogwarts ve Voldemort ile fazla ilgili değilseniz biraz durağan ve uzun gelebilir.
Filmi izlemek isteyenlere küçük bir bilgi. Türkçe dublajda yanlış bir çeviri var. Ruh Emiciler olarak bahsedilenler aslında Ölüm Yiyenlerdir. Ruh Emiciler Azkaban’ın muhafızlarıdır.Ölüm Yiyenler ise Voldemort’un tayfası.
İyi seyirler…


VAMPİR İNFILEYŞIN

Hafta sonu arkadaşımla kitapçılarda dolaşırken çok satanlar ve çok ilgilenilenler bölümlerinde bizi hayretler içinde bırakacak kadar çok vampir kitabı olduğunu gördük.
Sadece kitaplarda değil, son zamanlarda dizi ve filmleri de patlama yaptı bu arkadaşların.
Genelde Transilvanya’da yaşadıkları düşünülen, gündüzlerini bir tabutta geçirip geceleri de beslenmek için insan avına çıktıklarını işleyen korku filmlerinin başkahramanlarıydı kendileri. Ama ne olduysa oldu bu konu sanırım Anna Rice ‘ın Vampirle Görüşme kitap serisi ile başlayan kendine özgü anlatımı ve filmi ile farklı bir boyut ve popülerlik kazandı.
Sonra ruhu olan vampir Angel ile tanıştık. O da ne?!!! Allahımmm adam çok yakışıklı ve sonradan iyi olmayı başarabilmiş bir vampir! Yakışıklı ve güzel olduklarını biliyorduk bir de iyi olduklarını öğrenince yelkenleri suya indiriverdik hemen :)
Şimdilerde Alacakaranlık serisi ile muhteşem Edward ( kitabı okumayanlar için hemen söyleyeyim kitap sadece Edward’dan ibaret değil başka iyi karakterler de var ama ben onları kolayca yok sayıveriyorum :)) ile tanıştık.
Tabii her zaman olduğu gibi talep olan bir şeyin suyunu çıkarma akımı yine gündemde…
Bahsettiğim akımın bir sonucu olarak yakında vampir arkadaşlarımız şımarıp güzelliklerinin ve gizemli hayatlarının sadece dizi ve kitaplarda görsel malzeme olarak kullanılmalarından şikâyetçi olup isyan edebilirler gibime geliyor.
Yürüyüşler düzenleyerek haklarımızı isteriz diye kazan kaldırabilirler.
Kan uzmanıyız, yeteneklerimizi daha geniş alanlarda kullanmak istiyoruz diye hastanelerde, laboratuarlarda, diş kliniklerinde, kan bankalarında görev talep edebilirler.
Eeee tabii onlara “yoooo hayır bu kadarı da olmaz” demeye kalksak kanımızı emiverirler maazallah!!!!
O yüzden şu vampir patlamasına dikkat etmemiz hepimiz için hayırlı olacaktır bana göre :)

17 Temmuz 2009 Cuma

İYİKİ BÖRTTÜM :)

Bugün, hayatta var oluşumun simgesi günü, yani doğum günüm :)

Yeni yaşım kutlu ve bana yaşayacak bir yaş daha verdiği için Tanrıya şükürler olsun :)

Övünerek söyleyebilirim ki yine dolu dolu bir yaş yaşadım, nerdeyse hiçbir zamanımı ziyan etmedim.

Hiç öyle 1 yaş daha yaşlandık diye hayıflananlardan değilim, olmayacağım da… Bakarım ben yaşadığım zamanda kendime kattıklarıma.

Peki, bu yıl neler kattım hayatıma?

- En önemli olanı sadece içinde bulunulan ana sahip olunduğu ve onun sonuna kadar tadınının çıkarılması gerektiği düşüncesini hayatıma iyice yerleştirmiş olmam. Bu biiiir…

-Hayatı ciddiye alış oranım daha da azaldı. Bu ikiiiii…

- Son 6 aydır her gün düzenli olarak spor yapmaya başladım. Bu üüüüçç…

- Artık daha düzenli besleniyorum, eskisi kadar çok abur cubur yemiyorum. Bu dööört…

- Blog alemine daldım, artık benim de bir blogum var. Bu da beeeşşş…

Yeni yaşımın bana gönlümden geçen tüm dileklerimi sağlık altyapısı ile getirmesi dileğiyle... :) :) :) :) :)








16 Temmuz 2009 Perşembe

AAAH ÇİKOLATA AHHH!!!


Çikolataya hayır diyebilmek, çikolatasız yaşayabilmek, verdiği mutluluktan uzak kalmak sanırım büyük çoğunluk için hayal bile edilemeyecek bir durum.
Bir süredir tatlıyı, çikolatayı hayatımda sıkı kontrolle tükettiğim için bu durumlarla oldukça fazla karşılaştığımı söyleyebilirim.
Çok tatlı olduğum için çikolata sınırlamamı ilk duyduğumda önceleri ahladım, vahladım, ben bu hallere düşecek hatun muydum diyerek sızlandım, kendimi paraladım :)
Çok zordu teklif edilen bir çikolataya hayır demek, hiç düşünmeden yiyen benim için.
Zordur çikolatasız günler, zooor!
Ama geçenlerde fark ettim ki o kadar da zor değilmiş hatta farkında olmadan iyi etkileri bile olabiliyormuş.
Her an tatlı yiyemediğiniz, aklınıza her esen zamanda küt diye bir ( tamam, dürüst olacağım çoğunlukla birkaç ) çikolatayı mideye indiremediğiniz için uzun aralıklarla kendinizi şımartmak için yediğiniz çikolatanın tadına daha çok varıyorsunuz. “Zaten kısıtlı yeme hakkım var bari iyisinden olsun” diye daha kalitelisini yemek istiyorsunuz. Çünkü sizin için o küçük parça çikolata acayip kıymetli oluyor :)
Çikolatanın benim hayatım boyunca hiç aklıma gelmeyen ama normal olarak herkesin ilk aklına gelen olumsuz etkisi sanırım kilo aldırmasıdır.
Ama her derde deva İsviçreli Bilim Adamları görünüşe göre bu sorunu da çözmüşler. Bugün Hürriyet Gazetesinde okuduğum bir habere göre çikolata diyarı İsviçre’de “Vulcano” adı verilen normal çikolatalardan %90 daha az kalori içeren ve ancak 55 derece sıcaklıkta erimeye başlayan bir çikolata üretilmiş.2 yıl içinde de piyasaya sürmeye başlayacaklarmış.
Merakla bekliyorum.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

BEYNİMDE NELER OLUYORMUŞ?

Hemen söyleyeyim çok şükür hiç bir şey olmuyormuş :) Hala tıkır tıkır çalışıp duruyor ve şu anda çalışmasına bir engel yokmuş :)
O olaylı M.R. çekimi sonrasında cesaretimi toplayıp sonuçları almak için 1 hafta bekledim. Tanı merkezine gittiğimde herkes beni hatırlıyordu sanırım merkezin tarihine en sorunlu hasta olarak geçtim.
Raporu aldıktan sonra ( her ne kadar eğitimimin ağırlıklı kısmı Latince olsa da bu tıp dili başka bişi tabii anlaşılmıyor ) okumaya çalıştım anladıklarım şunlardı. Kurulan her cümlenin sonu “normaldir” ve aranan her ne ise “ rastlanmamıştır” ile bittiğini gördüğümde anladım sorun olmadığını ama işi uzmanı ile görüşmeden neticeyi buradan ilan etmeyeyim dedim. Doktorum raporu daha anlamlı okudu tabii ve bana yaşayacağımı söyledi :)
Bu arada M.R. her ne kadar bir tedavi yöntemi olmasa da bende M.R. korkusu ağrılarımın azalmasına hatta yok olmasına da neden oldu :)
M.R. çekimi ile ilgili yazımı yazarken tek düşündüğüm yaşadığım olayı ve korkuyu anlatmaktı. O kadar kötü olmuştum ki sonrasında kötü bir teşhis konma olasılığını düşünemedim bile.
Yazımdan sonra yorumlarınız, mailleriniz, telefonlarınız ile ilginizi ve desteğinizi benimle paylaştığınız, işlemin ne aşamada olduğunu takipte benim yanımda olduğunuz hatta bu takipte benden daha özenli olduğunuz için çok çok çok teşekkür ederim.
Umarım bir daha yeni bir M.R. süreci ile karşılaşmak zorunda kalmam. Korkuyorum bir daha kimse bana refakat etmeyecek :)