Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

24 Eylül 2009 Perşembe

NANE ŞEKERİ GEZDİ, GÖRDÜ...





ama yazması için biraz vakite ihtiyacı var...

18 Eylül 2009 Cuma

NANE ŞEKERİ BAYRAMINIZI KUTLAR...






Sevgi ve sevdiklerinizle dolu, şeker gibi bir bayram dilerim...



Not : Biliyorum biraz erken bir kutlama oldu ama Nane Şekeri bu akşam yolcu :)

17 Eylül 2009 Perşembe

BÜYÜKADA… İstanbul





Biraz Leylak Dalı’ndan kıskanıp, biraz Atlas’ın Adalar ekinin motivasyonu ile adaları en az benim kadar seven arkadaşımla attık kendimizi Büyükada’ya.

Vapurları her zaman tüm ulaşım araçlarına yeğlediğim için Bostancı’dan ada vapuru hayali ile çıktım evden ama dikkatsizliğimin kurbanı olduğumu, vapur saatine yanlış baktığımı anladığımızda bize vakit kaybetmemek için iskelenin yanından kalkan motorları kullanmak kaldı. Ama gördüm ki motorlar da en az vapurlar kadar eğlenceli. Bir de yolculuğu harika bir sohbet eşliğinde yaptığınızda. Tıpkı bizim gibi… :)

Adaya vapurla gittiğinizde güzel ve tarihi iskelesi ( Osmanlı döneminden kalma 1914 tarihli neoklasik iskele* ) ile karşılanır ve gezinize başlayabilirsiniz.

Eğer yaz sıcağında gitmiş iseniz tavsiyem Saat Kulesine giderken sağda kalan dondurmacılardan güzel bir dondurma almanız ve ada gezinizde ihtiyaç duyabileceğiniz enerjiyi baştan depolamanız olacaktır.

Büyükada ( adının da kendini hemen ele verdiği üzere ) Prens Adalarının en büyüğüdür. Bunu coğrafya bilginizi arttırmak için değil, gezinizden en fazla verimi elde edebilmeniz için adaya gelmeden plan yapmanızı önermek için belirtiyorum.

Ada’nın sokaklarını ve köşklerini gezmek isterseniz rasgele belirlediğiniz bir yönden başlayabilirsiniz. Ben burada dolaşırken fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Çiçekleriyle, mimarisiyle çok güzel kareler yakalayabiliyorsunuz.

Aday’ı bir anda, neredeyse tümüyle yorulmadan gezelim derseniz. Fayton ile ada turu yapabilirsiniz. Son derece keyiflidir, hele de sık sık adaya gitme şansınız bulunmuyor ise kendinizi böyle bir gezintiden mahrum etmeyin derim. Ada turları iki güzergâhtan oluşmaktadır.

Küçük Tur İskeleden başlar; Çankaya Caddesi, Nizam yoluyla Birlik Meydan’ına ulaşır. Buradan Rum Mezarlığı, Karacabey Koyu, Maden Yılmaz Türk Caddesi üzerinden Çınar Meydanı’na çıkılarak tekrar iskeleye dönülür*.

Büyük tur 12 km dir. Birlik Meydanı’ndan daha güneye Eski Bağ mevkiinden Aslan Kayası’na kadar gidilir. Hagios Nikolaos ve Maden üzerinden geri dönülür*.


Ada’da piknik yapmak isterseniz güzergâh üzerinden yürüyerek, bisiklet ya da faytonla piknik alanına gidebilirsiniz. Deniz manzarası eşliğinde, ağaçların gölgesinde yer, içer, hoplar, zıplarsınız :)

Ada’nın belki de düzenli olarak her yıl TV ye çıkmasını sağlayan Aya Yorgi hakkında da bilgi vereyim hemen.

Büyükada dört tepe üzerine kuruludur. Bunlardan en yüksek olanın adı Aya Yorgi ( Hagios Georgios Koudounas )Kilisesi’nden alan alan Aya Yorgi ya da bugünkü adıyla Yüce Tepedir. Aya Yorgi Kilisesi 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde her dinden dua edip dilek dileyenlerin akınına uğruyor.Bu tepeyi yürüyerek çıkan Hıristiyanlar hacı olacaklarına inanıyor*.

Çok kalabalık oluyor hatta insanlar adadan taşıyor diyebilirim. Eğer siz de benim gibi bir sürü insanla sevgi yumağı olmaktan hoşlanmıyor iseniz bunu sabahın köründe Aya Yorgi’ye gidip öğlen gibi dönerek o kalabalığa kalmadan deneyebilirsiniz. Böylelikle herkes adaya akın ederken siz dönüş vapurunuzu beklerken ,kahvenizi yudumlayarak onlara nispet yapabilirsiniz. Eeee ne demişler erken kalkan yol alır :)


Ada’dan şehre dönerken son olarak iskelenin yanındaki çay bahçelerinde bir şeyler içebilir, balık ya da midye yiyebilirsiniz.

Şiddetli hava koşulları dışında aklınıza esecek herhangi bir zamanda yapabileceğiniz bu geziyi artık ertelemeyiniz :)

Keyifli gezmeler…

Foto1: hep adaların giriş resmi çekilecek değil ya ben de adadan bakışı çektim ve yine her zaman olduğu gibi vapuru da fotoma eklemeyi unutmadım :)

Foto2: Meydandaki Saat Kulesinin gölgesinde, çiçeklerin arasında ve onca insanın içinde umurunda mı dünya siyah kediciğin :)


*Atlas Dergisi’nin Türkiye Adalar Atlası kitapçığından alınmıştır.




16 Eylül 2009 Çarşamba

PRENS ADALARI… İstanbul



Dizi dizi duran, bulunduğu alana güzellik ve zarafet katan Prens Adaları…

Denize girmek, piknik yapmak, fotoğraf çekmek, bisiklete binmek ve en güzeli kısa bir yolculukla İstanbul’un telaşından hemencecik kaçabileceğiniz müthiş mekânlar.

Atlas Dergisi geçtiğimiz ay Keşif Kitaplığı serisinde Türkiye Adalar Atlası eki verdi.

Ben de bu eki bahane ederek hemen başladım ada turlarıma :) tabiii öncelikle bana en yakın olarak Prens Adaları ile...

Ama önce Atlas’ın ekinde yazan bilgilerden kısa bir alıntıyı yazıma ekliyorum. Ada gezilerimi de yeniden gidip gördükçe yazıyor olacağım.

Bu adalar grubu tarihte Papaz Adaları, Ruh adaları, Bahtiyar Adaları, Halka Adalar, Kızıl Adalar, adlarıyla da anıldı. Prens Adaları adı ise Bizans devrinde prens ve prenseslerin sürgün yeri olmasına dayanıyor.

Toplam alanı 12 km2 ye yaklaşan Prens Adaları Bostancı’dan Kartal’a uzanan kıyı şeridinin karşısında diziliyor.

Prens Adaları’nın yerleşim bulunan üyeleri;

Büyükada ( Prinkipo )
Heybeliada ( Halkis )
Burgazada ( Antgone )
Kınalıada ( Proti )
Sedefadası ( Terevinthos )

Üzerinde yerleşim olmayanlarsa;

Kaşık Adası ( Pito )
Tavşan Adası ( Neandros )
Yassıada ( Plati )
Sivriada ( Oksiya )

Adalarda nüfus yoğunluğunun artması 19. yy ın ortalarına rastlar. Şirket-i Hayriye’nin 1846’da başlattığı vapur seferleri ile ulaşımı da daha rahatlayan adalar kısa sürede İstanbul’un gözde sayfiye yerlerine dönüştü ve nüfusu da arttı.

Ağırlıklı olarak Ermeni, Rum ve Musevi azınlığın yerleştiği adalar zamanla Türk nüfusunun ilgisini çekti.

Adalarla özdeşleşen şair ve yazarlarımız bulunmakta;

Burgazada Sait Faik; Büyükada Reşat Nuri; Heybeliada Hüseyin Rahmi’dir…

Rus Devrimi’nin önderlerinden Troçki, sürgün yıllarının bir kısmını Büyükada’da geçirmişti.

15 Eylül 2009 Salı

İŞARET











Yeni Bir Hayat, Yeni Bir Aşk...

Tüm Dünyada Gençlerin Tutkunu Olduğu Yeni Bir Vampir Serisi.


"Yüzümü ona çevirdiğimden beri bu kitap beni kendine esir etti. Tamamıyla muhteşem. İşaret, ateşli, karanlık ve eğlenceli."-Gena Showalter, Yazar-

"İlk paragraftan itibaren bağımlısı oldum. Kitabı bir çırpıda bitirdim."-MaryJanice Davidson, New York Times bestseller Yazarı-

Aşırı derecede bağımlılık yapan bir vampir serisi-Romantic Times-

On altı yaşındaki Zoey, İz Sürücü tarafından İşaretlendiğinde, eski hayatının geride kaldığını anlamıştı. Şimdi artık, arkadaşlarından ve ailesinden ayrılıp çalışması gereken tek dersin Vampir 101 olacağı Gece Evi'ne yerleşmek zorundaydı.

Aşk, İhanet, Gerilim ve Rekabet dolu Gece Evi Serisinin İlk kitabı İşaret sizi kendisine esir edecek.

Nane Şekeri'nin Yorumu:
Ara verdiğim vampir kitapları serisine yine arkadaşımdan aldığım bu kitap ile geri döndüm.

Yine soluksuz okuduğum bir seri diyebilmeyi çok isterdim ama öyle değil.

Öncelikle, hedef kitlesi olarak bir belirleme yapılamamış. Genç kitle mi yetişkin mi belli değil,herkesi kıcaklayayım kimse kaçmasın amacı güdülmüş ama başarılı olunamamış bu konuda.
Ağırlıklı Harry Potter, Alacakaranlık biraz da Kızılderili karışımı ( aslında yoğun esinlenmeli demek daha doğru sanırım) bir roman.

Olaylar ve mekânlar pek öyle gizemli ve sıra dışı değil.

Kurgusu da son derece zayıf.

Kitabın tanıtımında "aşırı derece bağımlılık,ilk paragraftan itibaren bağımlısı oldum..." gibi yorumları yapan yazarlardan sonra benim yorumlarım tamamen tersi oldu ama benim yorumum bu yönde.

Seri bu kitap haricinde iki kitaptan daha oluşmakta. Her iki kitabı da arkadaşımdan aldım, ilerleyen dönemlerde okuyacağım ve diğer kitapların gidişatı konusunda buradan fikirlerimi paylaşıyor olacağım.

Keyifli okumalar…






14 Eylül 2009 Pazartesi

NANE ŞEKERİ YENİDEN

Gelin ata binmiş, ya kısmet demiş.

Nane Şekeri izne çıkmış, ya kısmet demiş.

Elimde birkaç tane tatil planı varken hepsi birden iptal olunca tatilim de ya kısmet diyerek başladı, bütün tatilim de hep böyle geçti.

Heyecan dolu, tahmin edilemez ve planlananların hiçbirinin olmadığı :)

Ama aynı zamanda eğlenceli, verimli ve dinlenmeli bir tatil.

Bol bol okudum, film izledim, gezdim tozdum; hiç bilgisayarda, TV başında, telefonda vakit harcamadım. Bu nedenle de yorumlarınızı göremedim, yanıtlayamadım, yazılarınızı okuyamadım..

Konuyu telafi için hızla blog âlemine yeniden dalıyorum :)

Kısaca güzel bir tatilden sonra hoş geldiiiiim :)

27 Ağustos 2009 Perşembe

KENDİ ÖDÜLÜNÜ KENDİN VER

















Genelde böyle internetsel ortamlardaki trendlerden çok geç haberim olur.


Sağolsun Gelinnciğim bana bu konuda her zaman destek olur, bilgi akışı sağlar ve beni günceller ( Facebook’a da onun zorlaması ile girmiştim hatta Facebook ödevleri veriyordu bana şimdi Facebook’dan şu kadar kişiyi bul diye… ).


Bu ödül yazılarını da görüyordum ama hem olağanüstü yoğun bir hafta geçirdiğimden hem de öyle hemen ne olduğunu çakamadığımdan üstüne düşmemiştim.


Yine Gelinn imdadıma yetişti, sağ olsun sana ödül verdim bak diye. Ben de baktım sonra bu nedir? Bunun bir deadline ı var mı? Diye kızceğize yığdım sorularımı. Sonra baktı benim durum biraz(!) vahim ( hayatıma bir gün pat diye giriveren ) DaiSy de işe el attı ve durumu özetlediler bana.


”Bak çekirge ( burada çekirge ben oluyorum), sen de birilerine ödül vericeksin”, “Şimdi çekirge, bir de değişik özelliklerini yazıcaksın” falan dediler. Ben ise vakitsizlikten bu operasyona girişemedim bir türlü.


Sonra düşündüm, ben öyle birkaç değişik özelliği olan biri değil, başlı başına değişik bir hatunum. Bunu geçtim.

Değişik bir hatun olarak öyle ödül vereceğim birkaç isim seçemem çünkü hepsi beni okumuş, bulmuş, duymuş ve beni yalnız bırakmamış ya da benim okuyup, duyup, yanlız bırakmadığım kişiler. Bunu da eledim.

Eeee peki ben ne yapayım?


Ben de beni yalnız bırakmayan ve yalnız bırakmadığım herkese Nane Şekeri ikram edeyim dedim.


Tatlı, Ferahlatıcı ve Eğlenceli…

:)