Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

2 Kasım 2009 Pazartesi

7 YAŞAM
















Yine izin dönemimde izlediğim ancak yazabildiğim filmlerden biri daha…

Will Smith’i çok sevdiğim için saçma sapan filmlerini bile izlerim. Ama bu film onlardan değil.

Filmin ilk sahnesi devamını anlamak açısından çok önem taşıyor, kaçırmamak lazım.

Hayatında yapmış olduğu bir hata ile yitirdiklerine karşılık kendisinin ödeyeceği bedeli nasıl adım adım hazırladığını izlemek çok etkileyici.

Ağır bir dil ile anlatılmasına, yer yer amacının ne olduğunun anlaşılmasının güçlüğüne rağmen sıkıcı olmayan, sizi içine çekiveren bir film.

Will Smith’in elindeki isim listesi ile diyalogları, peşinde olduğu iş merak uyandırarak, çok güzel bir kurgu ile anlatılmış. Filmin başında kahramanın yaptığı işi, neden bunları yaptığı kafanızı karıştırıyormuş gibi görünse de bütününe çok güzel bağlanmış.

Havaların soğuması ile hareketlenen film sezonunda evde film keyfi için listeye alınabilecek etkileyici bir film.

Keyifli seyirler…


BEYOĞLU ÇİKOLATASI





Küçük bir büfe düşünün her yanı bütün bütün bademli, fıstıklı ve fındıklı çikolata paketleri ile dolu ama her yanı...

Baktığınız her yerde boy boy çikolata paketleri var.

Rüya gibi değil mi?

Bence de öyle ama var böyle bir yer :)

İstiklal Caddesindeki Beyoğlu Çikolatası satan küçük dükkândan bahsediyorum.28 Ekim Çarşamba gününün yarım gün tatil olmasından faydalanarak attım kendimi İstiklale ve yağmurda yürüme keyfimi bu muhteşem çikolatalardan alarak biraz daha arttırdım :)

İlk kez üniversiteye başladığımda görmüş, ağzı sulanmış ama “sokaktan bilmediğin yerlerden bir şey yememelisin” ilkesi ile büyütülmüş ben, cesaret edip de alamamıştım buradan çikolata.

Okuldaki yıllarım ilerleyip de yasakları bir bir deldiğim dönemlerin birinde bir arkadaşım bu cesaretsizliğime gülmüş ve bir tane alıp yememi sağlamıştı sağolsun :)

Sonra o çikolatacının aslında çok ünlü olduğunu ve çikolatalarının çok özel olduğunu öğrenmiştim(Cehaletim bu müthiş tanışmanın gecikmesine neden olmuştu anlayacağınız ).

Daha sonra kim tutar beni! Sürekli alır oldum oradan çikolatamı. Çok zarif ve klasikleşmiş bir poşet ile de paketleyip size verirler hemen siparişinizi. Ben açgözlülükten her zaman büyüklerinden eve götürmek için paketletirken, kendime de hemen yemek üzere küçüklerinden alırım :)

Yolunuz İstiklale düşerse cadde üzerinde köşedeki küçük dükkândan alın ve yiyin kütür kütür çikolatanızı.

Benim favorim fındıklı olanı, siz de tadın ve kendi favorinizi bulun.

Afiyet olsun
…

28 Ekim 2009 Çarşamba

29 EKİM
























Cumhuriyet Bayramımız kutlu,


Cumhuriyetimiz sürekli olsun...

27 Ekim 2009 Salı

AĞLATMIŞIZ AMA BİZ BRUCE ABİYİ !!!























Oldu mu şimdi? Yakıştı mı bize bu?

Haberi gözlerim yaşlar içinde okudum, içim sızlayıp, yüreğim parça pinçik oldu.

Abimiz, zaten açlık sınırında yaşadığı hayatında ilk kez Reina’ya gidiyor ve biz onun yiyebileceği türden bir tek şey bulunduramıyoruz koskoca Reiana’da.

Cık… Cık… Cık…

Hani nerde bizim o ünlü misafirperverliğimiz?

Nerde dillere destan mutfağımız?

Nerde o bizim dünya mutfaklarının nerdeyse tüm örneklerinin ülkemizde de var olduğu ile övünmelerimiz?

Sorarım, nerde?

Adamcağızı ağlatmışız yaaaw yiyeceksizlikten :( Bak şimdi ben de yine gözyaşlarıma boğuluyorum. Düşündükçe tutamıyorum kendimi…

Haberin detayları için buraya bir tık yeterli.

Birileri insaniyet namına bana bu haber yanlış desin de ben de içimden atayım bu sızıyı…



26 Ekim 2009 Pazartesi

ÖĞRENDİM Kİ…

Beşamel sos yaparken un ve yağı kavurma işlemini takip eden yavaş yavaş süt ekleme aşamalarını unutup, muhallebi yapar gibi tüm malzemelerini birden koysanız bile sonuç çok da kötü olmuyormuş…


Ne uğraşıyorsun, hazırını al diyen arkadaşıma” aaaa ama ben çok güzel beşamel sos yaparım, hazırlarına ihtiyacım yok” diye aşçılar diyarından sahip olduğum genlerime güvenerek böbürlendiğim zamanları hatırladım.


Ama devreler karışınca bir anda ne genleriniz, ne el beceriniz sizi kurtaramıyormuş…


Neyse sonuçta kimse zehirlenmedi :)

23 Ekim 2009 Cuma

SICAĞI SICAĞINA NANE ŞEKERİNİZ 4D DENEYİMİNİ PAYLAŞIYOOOOR!!!...

Öğlen arkadaşların ısrarı ile Cevahir Atlantis Eğlence Merkezinde 4D Space Coster deneyimine evet dedim.

Böyle şeylere pek alışkın olmayan ben ,korkak, tırsak ve salak bir şekilde girdim salona :)
Salon yanlış saymadıysam 12 kişilik. Çok dar bir alan değil ( kapalı yerden hoşlanmayanlar tedirgin olmasın:)), koltukların arkasını perde ile kapatıyorlar ve oluyor size bir sinema salonu.

Koltuklarınıza yerleştikten sonra kemerlerinizi takıyorsunuz (takılı olup olmadığını görevli gelip kontrole diyor ) .

Gözlüklerinizi de taktıktan sonraaaa…

Veeeee ta taam :) İşte gösteri başlıyoooor :)
Çok eğlenceli, gerçekten kendinizi o rayların üzerinde gidiyormuş gibi hissediyorsunuz.

Korkudan bağırırım sanmıştım ama eğlenceden bağırdım :)

6 dakika sürüyor. Bittiğinde ilk söylediğim bir dahaaaaa oldu :)

Bizim girdiğimiz space coster arkadaşımın dediğine göre en eğlenceli olanıymış. Diğerleri bir maden ocağı ve çizgi film kahramanlı bişeydi. Biz onlara girmedik. Ben ilk etapta biraz tedirgin olduğum için bu çizgi film kahramanlı olana mı gitsek dedim ama seçimimiz süperdi :)

Giriş 8 TL.

Ha bir de içeride kamera var sizin içerideki görüntülerinizi dışarıda sırasını bekleyenlere izletiyor :)

Denemeye değer :)


ŞEYTANA KARŞI



Son zamanlarda izlediğim en çarpıcı filmlerden biri.
Hiç yerimden kalmadan, nerdeyse tek bir solukta izledim.
Filmin kahramanı Erik, lisede okuyan kavgaya eğilimli problemli bir çocuktur. Evde de üvey babasının sudan sebeplerle şiddet uygulamasına maruz kalırken annesi bu duruma karşı çıkamamaktadır.
Böyle sağlıksız bir ortamda yaşayan Erik, okulunda öldüresiye dövdüğü bir arkadaşı nedeniyle okuldan atılır. Annesi, Erik’i zorluklarla yeni bir yatılı okula gönderir evden uzaklaştırabilmek için ve Erik’ten yeni okulunu bitirmesi için söz alır.
Yeni okul ilk etapta çok güzel görünmektedir. Ama her şeyin göründüğü gibi olmadığı kısa sürede ortaya çıkar. Çünkü okulda üst sınıfların oluşturduğu ağır bir hiyerarşi vardır. Bu hiyerarşik kurallara uymayanlar insanlık dışı uygulamalar ve dayak ile cezalandırılmaktadır. Buradaki hiyerarşi öylesine güçlü ki bu duruma okul yönetimi ve öğretmenler bile boyun eğmiş, göz yummuşlardır.
Okulda ayrıca ırkçılık da bulunmaktadır. Erik, annesine verdiği söz nedeni ile başını belaya sokmamaya, pes etmemeye çalışır, derslerine odaklanır ama okuldaki uygulamalar dayanılır gibi olmayınca o da kendi yöntemleri ile savaşmaya karar verir.
Muhteşem bir film, çok etkileyici…
Filmde geçen bir diyalog çok hoşuma gitmişti.”Böyle insanlarla dövüşmeden de mücadele etmenin bir yolu olmalı” diyordu Erik oda arkadaşına. Ve işin güzel yanı kendisi bu yolu son derece zekice davranarak bulabiliyor.
Bulup, buluşturup bu filmi izleyin derim :)
Keyifli seyirler…