Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

1 Aralık 2009 Salı

HEZİMET

Bir şeyler oldu son zamanlarda bana. Yemek yapmak istediğimde elimden pek de iyi şeyler çıkaramaz oldum.

Önce beşamel sos sıralama karışıklığı ile başlayan bu durum en son Çikolatalı Beze yapma hamlem ile devam etti.

İlk yaptığım yemeğin yaprak sarması olduğuna güvenerek her yaptığım ilk denemenin istenen sonuca ulaşacağını da bilir(i)dim.

Geçen gün de ilk kez çikolatalı beze yapmaya karar verdim. Ekledim, çırptım, karıştırdım malzemeleri ama öyle kıvamlı bişi olmayıp, küçük parçalar halinde şekillendiremeyince ben de yaratıcılığımı kullanayım bari deyip tepsiye bütün malzemeyi döküp fırınladım.

Hayalimde tepsinin içinde kabaran kocaman bir beze var :)

Ama sonuçta fırından çıkan mamul pek öyle olmadı. Evdekilere yedirince babam” Nane Şekeri, bu gayet güzel bişey (!) olmuş ellerine sağlık” dedi. Annem ise “Aaa bak ne güzel ıslak kek gibi olmuş çok lezzetli “dedi ben karşılarında sinirden tepinirken.

Düşünsenize kıtır kıtır beze yapmak istiyorsunuz ve benzediği şey “ıslak kek”!!!!

Benim de mi genlerimle oynandı? Ben de mi genetiği değiştirilmiş bir Nane Şekeriyim? Nerede benim topraklarından dünyanın en ünlü aşçılarının çıktığı memleketimin doğal genlerim?

Ama pes etmedim şu beze olayını tekrar deneyeceğim bakalım bu sefer yola beze yapmak için çıkıp sonuçta mantı kıvamında bir şey mi yapacağım?

Deneyip göreceğiz…

Neyse bu sefer de kimse zehirlenmedi hane halkımdan çok şükür :)

Not: Bildiğiniz, denenmiş beze tarifiniz varsa insaniyet namına bana yazınız n’olur.Ben hep böyle denemelerle ailemin ve çevremdekilerin sağlığını daha fazla tehlikeye atmak istemiyorum :)


26 Kasım 2009 Perşembe

25 Kasım 2009 Çarşamba

GÖÇEBE



37 farklı dilde 40 milyondan fazla satan "Alacakaranlık" Serisinin yazarı Stephenie Meyer'den aşk ve heyecan dolu bir roman daha…"


Stephenie Meyer, görkemli zihnini ve ruhunu kullanarak karanlık hikâyelerini inanılmaz bir aydınlıkla okuyucularına sunuyor. Kahramanları ne kadar büyük acılar çekse de, Meyer hikâyelerini ışık ve umutla doldurmayı çok iyi beceriyor."Orson Scott Card, Ender Serisinin Yazarı


"Harika, yaratıcı, özenli ve güçlü bir roman. Göçebe'yi okuyacakları uyarıyorum: Bu kitap sizi ele geçirecek, saatlerce elinizden bırakamayacaksınız. Son kelimesine gelene kadar aklınızdan çıkmayacak. Stephenie Meyer, kahramanlarını ve hikâyesini, Stephen King ve Isaac Asimov karışımı bir usta gibi ahrmanlamış."Ridley Peason, Beşikteki Flüt'ün Yazarı


"Büyüleyici, tutkulu ve eşsiz bir psikolojik gerilim. Stephenie Meyer, Göçebe'yle 'çift karakterli olmak' tanımına yeni ve şaşırtıcı bir anlam yüklüyor."Katherine Neville, Sekiz'in Yazarı


Nane Şekeri'nin Yorumu :


Stephanie Meyer’ın Alacakaranlık serisinin haricinde yazdığı bir kitap.Etrafımda kitabı okurken pek çok kişinin yorumundan bu kitabın da serinin devamı olduğu sanıldığına tanık oldum.Tamamen bağımsız konusu ve işlenişi olan bir kitap.

Göçebe’nin serisi yok tek bir kitap.

Dünyanın ve birbirimizin kıymetini tüm insanlığın bilmediğine karar vermiş, bari bu güzel şeyleri biz kullanarak nasıl iyi şeyler yapabileceğimizi gösterelim isteği ile dünyayı istila eden ruhlar var bu kitapta.

İnsan bedenlerini ele geçirip insanların ruhunu çıkarıp kendileri içine girerek gelişmiş teknolojileri ile birlikte bizim gezegenimize yerleşiyorlar. Onların yaşamında kötülük, sevgisizlik, değer bilmezlik, saygısızlık ve para yok.Birbirleri ile son derece uyum içinde yaşıyorlar.Avcı olanları dışında da savaşmak ile uzaktan yakından hiçbir ilgileri bulunmayan canlılar.

Bu arada tam olarak tüm dünyayı ele geçiremiyorlar onlara hala direnen insanlar da olunca etraf o kadar da güllük gülistanlık olmuyor tabii.

Bütün bunlara ek olarak yeni bir bedene yerleştirilen ruh , eski ruhtan tamamen kurtulamayınca işte o zaman başlıyor macera.Bir bedende birbirinden farklı iki ruh yaşamak zorunda kalırsa neler olur?

Okumak lazım :)

Yolculuklar, kalabalık ortamlar için okuması gayet uygun bir kitap. Yer yer konuyu fazla irdeleyerek fazla vakit harcatıyor okuyucuya. Alacakaranlık serisi kadar dinamik bir kitap değil. Fakat yazar bu kitapta da mükemmel, nerede ne yapmasını, ne söylemesi gerektiğini bilen sevgililer ( daha doğrusu mükemmel erkek) yaratmak konusunda çok başarılı. İlk seri ile tek bağlantısı da bu zaten :)

Keyifli okumalar…

24 Kasım 2009 Salı

2012



Filmin gösterime girdiği gün koşa koşa gittim büyük bir görsel şölen izlemeyi umarak. Ama umduğumu bulamadım.

Elde bu kadar konuşulup, tartışılan bir konu varken bu kadar sığ ve yetersiz bir film çıkarılamazdı bana göre.

Ekşın yapalım demişler tam yoğunlaşırken “aaaa ama duralım biraz başkanımızı övelim onu kahraman gösterelim” demişler tam buna odaklanırken “durun durun biraz aşk ekleyelim”adımına geçiveriyorlar ama ama hani romantizm diyecek oluyorsunuz “size bu kadarı da çok kardeşim şimdi sırada sonradan kıymet bilen bir aile babası ve onun ailesi üzerine eğilme zamanı” diyerek büyük bir kahraman yaratmaya çalışıyorlar.

Özetle, klişe belli başlıkları sıralayalım ama bunu nasıl sıralarsak sıralayalım fark etmez diye anlamsız bir akışı var filmin.

Görsel yanlarını da pek etkileyici bulduğumu söyleyemeyeceğim. Ekibimizden 2 arkadaş filmden gerildiklerini, benim ne durumda olduğumu sorduklarında”gayet sakin bir şekilde niye ki?” diye sordum, cevap şu oldu “ ama Nane Şekeri dünya yıkılıyor senin umurunda değil” :)

İnsanın elinde böyle konuşulan bir konu olur da hiç mi gizem, hiç mi heyecan katmaz? Katmamış işte.Biraz kehanetlere, olayların gelişimine , bu konuya olan itiraz ve inançlara değinselerdi keşke.Havada kalıyor bir sürü şey.

Film bitip salondan çıktığımda da hangi filme gittiğim konusunda bile düşüncelerimde bir etki yaratmamıştı.

Tek söyleyeceğim, benim film izlemeye gittiğim ekibim süperdi. Uzun zamandır göremediğim sevdiğim arkadaşlarımı görmek o akşama dair elle tutulur tek şeydi.

Keyifli Seyirler…

23 Kasım 2009 Pazartesi

GÜNLERDİR NERELERDEYİM BEN?

Bundan 2 hafta önce grip oldum, hemen koştum doktorumuza. Doktor, reçetemle birlikte bir de istirahat yazdı ve ben de hafta sonumu uslu uslu yatarak geçirdim evimde ve haftaya zımba gibi başladım.

Hastalıktan eser yok!

Canavar gibi bünyem sildi süpürdü mikropları derken tam bir hafta sonra hiçbir belirti göstermeden küt diye yatırdı beni.

Bu kez beni hastane paklar diye attım kendimi acile. Doktordan en domuzundan bir hastalık teşhisi beklerken doktor muayene sonucunda normal bir grip geçirdiğimi kısa sürede tekrarladığı için de istirahat ve hafif ilaçlarla geçirebileceğimi söyledi. Hiç telaş yok, gayet sakin sakin konuşuyor benimle.

Bu arada ben kendimi telaşlandıran şeyi doktora söyleyiveriyorum. İştahım yok!

Evet, benim o dillere destan bitmek ve gitmek bilmeyen beni hiiiç terk etmeyen iştahım kayıp, yok ortalıklarda!

Doktor, bunu duyunca içeriğini sonra okuduğumda gördüğüm ilaç türlüsüne benzer bir serum hazırlatmış ve beni hastanede 1 saat yatırdı ve uzun bir süre istirahat önerdi.

Ben de nerede olduğunu bulamadığım iştahımı arar vaziyette evde yattım durdum.

Enerjimi azaltmasın diye bilgisayar ve TV den uzak durarak bol bol okudum ve önümüzdeki günlerde burada paylaşmak üzere bir kitap listesi yaptım :)

Benden şimdilik haberler bu kadar, sizler de iyi bakınız kendinize…

20 Kasım 2009 Cuma

PEK YAKINDA!!!!!...




Hastalıktan kurtulmuş ve yeniden burada olabilmeyi umut ediyorum :)