Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Nisan 2009 Çarşamba

AMA OLMAZ Kİ...BÖYLE DE YAPILMAZ Kİ!...

Bugün arkadaşımdan bir mail aldım. Nasılsın? Neler yapmaktasın? diye.
Mailin devamında da haberleşmediğimiz süre içinde kendi yaptıklarını anlatmış büyük bir zevkle. Acaba içinde nispet de var mıydı tam çözemedim????
İstanbul’dan ayrılarak yazlık evinde sezonu açmış,denize girmiş ,bahsetmemiş ama gezmiştir de ve şimdi sıra çalışmaya gelmiş yeşillikler içindeki ve muhteşem Edremit manzaralı evinde giymiş tshirtünü , almış laptopunu başlamış çalışmayaaa !!!
Peki ben güne nasıl başladım? Köprü trafiğinin nispeten az olması mutluluğu ile (1 saat 15 dakikalık yolculuk sonrası ) ofiste işe gelirken büyük bir mutlulukla giydiğim spor ayakkabılarımla 8 saat süre için vedalaşıp yerine tık tık topuklu ayakkabılarımı giyerek oturdum bilgisayarımın başına.
Şimdi ben bu günü nasıl geçireyim? Ne edeyim Nasıl bitireyim???
Ama olmaz ki arkadaşım… Böyle de yapılmaz ki :)

MİNYATÜR ODALAR SERGİSİ



“Hayallere Sığmayan Minyatür Odalar” şeklindeki tanıtım başlığının sergiyi gezdikten sonra ne kadar doğru seçilmiş olduğunu düşündüm.
Sanatçı Henry Kubjack’in Koç Müzesi sergi salonunda 15 Eylül tarihine kadar gezebileceğiniz hayal gücü ve detaycılığın ne kadar güzel ürünler çıkarabildiğinin bir örneği bu sergi.
Sergiyi gezmek için ayrıca para ödemeniz gerekmiyor müze girişi için verdiğiniz 9 TL ye dahil ama biletinizi kaybetmemeniz önemli tabii :)
Hayal gücünün ustaca kullanıldığı her şeye önüne geçemediğim büyük bir hayranlık duyarım. Bu sergiye de bu yüzden gitmeyi çok istemiştim. Sonunda görebildim ve iyi ki gidip görmüşüm. Olağanüstü. Neredeyse hiçbir detay atlanmamış çalışmalarda. Harcanan emeğe hayran kalıyorsunuz. İşin bir de ön araştırma ve hazırlık aşamalarını da düşündüğünüzde bu hayranlık daha da büyüyor.
Sergide odaları sunum şekli de çok hoş ve zarif. Odalara birkaç açıdan baktığınızda birçok detayı daha rahat fark edebiliyorsunuz ve bir odanın karşısında kısa bir zaman geçirmeniz gerekiyor.
Odalardan bir tanesi de Henry Kubjack’in kendi evinin minyatürü.
Benim en çok beğendiğim çalışmalardan bir tanesi de Wintergarden Tiyatrosunun sahne arkası. Makyaj malzemelerinin detayları öyle başarılı bir şekilde yapılmış ki mendillere kadar hiçbir detay atlanmamış.
Güzel vakit geçirebileceğiniz bir sergi. Ortalama 30–45 dakika detaylı bir gezi için yeterli. Fotoğraf makinenizi yanınıza almışsanız bu serginin de fotoğraflarını çekebilirsiniz.
Sergide birkaç çalışma sonrasında kendinizi rahatlıkla Güliver cüceler ülkesinde gibi hissedebilirsiniz.

28 Nisan 2009 Salı

KOÇ MÜZESİ

Koç müzesine ilk gidişim ve gördüm ki müzenin her yerini detaylı bir şekilde gezebilmek için 1 tam gününüzü buraya ayırmanız gerekmekte.
Müzeye geldiğinizde yolun her iki yanında Koç Müzesi Binalarını göreceksiniz. Hangisi nedir? Nereden bilet alınır? Sorularının yanıtlarını aramakla vakit kaybetmemeniz için hemen akışı anlatayım.
Sahil tarafındaki binadan biletlerinizi alarak isterseniz ekstra turlar için de kaydınızı yaptırabiliyorsunuz. Müze giriş ücreti 9 TL. Bu ücrete müzenin tüm binalarının gezisi dahil. Bununla birlikte Denizaltı ve Keşif Küresi ekstra turlar olduğu için onlara ek bir ücret ödemeniz gerekiyor. Biz Denizaltı turunu tercih ettik ve bu turun parası da 4 TL. Tur biletinizi alırken turların belli saatlerde yapıldığını göz önünde bulundurarak tur kaydınızı size uyan saatte önceden yaptırmanız faydalı olacaktır.
Biletlerinizi kolay ulaşabileceğiniz bir yer koymanızı öneririm binaların girişlerinde biletinizi göstermeniz gerekiyor.
Fotoğraf makinenizi ücret ödemeden kullanabiliyorsunuz ve fotoğraf makinesi ile gitmeniz çok faydalı olacaktır. Yanınıza almayı unutmayın.
Bizim giriş saatimiz Denizaltı tur saatine çok yakın olduğu için biz gezimize Denizaltı turu ile başlamaya karar verdik. Yerini sorduğumuzda ”Fenerbahçe’nin içinden geçerek gidebilirsiniz.” Yanıtını aldık. İyi de Fenerbahçe’den geçerek gitmek ne demek? Sorusunu bakışlarımıza yansıtınca görevli bahçedeki yerini tarif etti. Bahçeye çıkıp deniz kenarına yöneldiğimizde karşımızda emektar Fenerbahçe Vapuru’nu görünce anlayabildik durumu. Denizaltı Fenerbahçe’nin yanındaydı ve ona binmek için vapurun içinden geçmeniz gerekiyordu :)
Okuldayken eski ve soğuk olması nedeniyle Fenerbahçe vapurunu pek tercih etmezdik. Denk geldiğinde de zamanımızın bol olması lüksü ile, genelde bir sonraki vapuru beklerdik. Favorilerimiz o dönemki isimleri ile “Bahçekapı” ve “Fahri Korutürk” vapurları idi. Yanlış hatırlamıyorsam bu iki vapurun yapım tarihleri 1987 idi. O zamanki en konforlu vapurlardı.
Tamam, tamam okul dönemi anılarıma gömülmeden hemen müze detaylarına dönüyorum :)
Fenerbahçe vapurunun üst katı Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar sergisine dönüştürülmüş. Denizaltı turuna daha vakit vardı biz de rahat rahat vapurumuzu bir de bu haliyle gezdik.
Veeee tur saati geldi. Son derece otoriter bir kaptan ile sözünden çıkmadan, onu uslu uslu takip ederek denizaltıya geçtik. Ben, kapalı ve dar yerleri pek sevmem. Söylemesem de tereddütle başladım geziye. Ama hep bir denizaltı görmek istediğim için korkumu umursamamaya çalıştım. Sadece denizaltıya dar, kapalı bir merdivenden inerken orada ne işim olduğunu sorguladım ancak hemen bu düşüncelerimi kovdum ve sadece anlatılanlara ve bulunduğumuz yerin ilginçliğine odaklandım. Yine de bu sürede kaptanın ilk anlattığı şeyleri hatırlamıyorum :) Neyse gezimizi güzel ve sorunsuzca tamamladık. Tek hat boyunca ve tek katını geziyorsunuz denizaltının. Çok farklı bir yer ve yaklaşık 20 dakika süren bir tur ve görmeye değer.
Tur sonrasında bahçedeki araç ve uçakların bulunduğu alanı dolanıp yine sahil tarafındaki müzeyi gezmeye başladık. İçinde otomobil bölümü, zeytinyağı fabrikası, sandal, kano ve teknelerin bulunduğu bölümler var. Bizim deniz ve denizcilik yönümüzün ağır basması ile daha çok tekne, sandal ve ekipmanlarının bulunduğu alanları detaylı gezerek bu binadaki gezimizi de tamamladık.
İkinci etap olan yolun karşısında aynı zamanda Minyatür Odalar sergisinin de bulunduğu binaya geçtik. Yazının başında söylemiştim biletlerinizi sık sık göstermeniz gerekecek, kolay ulaşabileceğiniz bir yerde bulundurun diye. Bu binanın girişinde bilet kontrol sonrasında Minyatür Odalar sergisini gezdik ( sergi detaylarını sonra anlatacağım).
Aynı alanda ulaşım araçlarının tren, uçak, gemilerin bulunduğu binayı ve astronomi bölümünü de gezerek fazlasıyla yorulmuş bir şekilde bu bölümü de tamamlamış olduk.
En başta da bahsettiğim gibi 1 günün tam olarak ayrılması gereken bir müze. Özellikle mekaniğe ilginiz varsa bu tam gün bile yetmeyebilir ilgilisine. İçerideki yazılarda “okul gibi müze” diye bir tanımlama vardı. Gerçekten de öyle. Haftasonu 1 gününüzü ayırmaya değer.
Müze Ulaşım detaylarını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz
http://www.rmk-museum.org.tr
Müze Saatleri
Salı –Cuma 10.00 – 17.00
Cumartesi – Pazar 10.00 – 19.00

KOÇ MÜZESİ ÖNCESİ BALIK EKMEK

Henry Kubjack’in Minyatür Odalar sergisi nedeni ile müze turlarımızda Rahmi Koç müzesini öne aldık.
Güzergâhımızı Eminönü üzerinden belirleyerek gitmeye karar verdik. Keyifli çekirdek gezi ekibimizle.
Öğle saatinde buluşmamız balık ekmek kokularıyla birleşince Eminönü’nde balık ekmek molası vermeden olmaz düşüncesi ile seçtiğimiz bir yerde yedik yemeğimizi. Yeni düzenlemede balık teknelerinin önündeki küçük masa ve taburelerde oturabiliyorsunuz. Balığınızı yerken etrafınızda oluşmuş küçük bir sektör ile karşılaşıyorsunuz. Balığın yanına eşlik etmesi için turşu ve turşu suyu satan kişiler, balık yerken batan elleriniz için ıslak mendil satan küçük çocuklar. Sizi pek rahat bırakmıyorlar.
Bu şekilde masada oturup teknelerin yanında balık ekmek yemenin en kötü yanı sadece ellerinizin değil ( ıslak mendille epey temizlememize rağmen)üzerinizin uzun bir süre balık kokması :( Balık ekmek molası vermek istediğinizde bunu da göze almalısınız.
O gün balık ekmek keyfi çok güzeldi ama en güzeli okul döneminde öğlen dersimiz ya da sınavımız bittikten sonra dönüş için kalabalık mesai saatlerine kalmadan ekmek arası balığı paketletip yanına da içeceğinizi alarak vapurun arkasında açık yerde deniz, İstanbul manzarası ve keyifli bir sohbet eşliğinde yemektir.
Öğrenciliğimizin ilk acemilik zamanlarında bu şekilde dışarıda satılan yiyeceklere şüpheli bakışların azalması ve ilk cesaretli adımı attıktan sonra vapurda balık ekmek keyfi, keyifle doya doya çıkarılıyor :)
Sonra da buna alışıp size daha önceden korkunç gelecek birsürü şeyi yapmaya başlıyorsunuz :)

27 Nisan 2009 Pazartesi

STRAIGHT'IN HİKAYESİ




1 günlük izin alarak 23 nisan sonrası ile birleştirdiğim küçük bahar tatilimde yaptığım aktivitelerden biri de tabii ki film izlemekti.Hep keyif dediğimde evde dvd keyfinden bahsediyorum battaniyeye sarılarak izleme hayallerine çok çabuk dalıyorum.23 nisanda hava da öyle kötü ve yağışlı olunca dedim gün bu gündür koy elindeki dvdlerden birini, al battaniyeni ve izle filmini :)

Bir süre önce aldığım ama henüz izleyemediğim ve oldukça eski bir film olan Straight'in Hikayesi'ni seçtim.

10 yıldır konuşmadığı kardeşi kalp krizi geçirince bir çim biçme makinesi ile kardeşini görmek üzere yola çıkan 73 yaşındaki Alvin Straight'in hikayesi.

Filmin kahramanı yolda karşılaştığı kişilerle diyaloglarında sürekli bir hayat dersi veriyor.Böyle bakıldığında sıkıcı olabiliyor ama işleyiş şekli son derece güzel.Bu diyaloglardan bir tanesi de bana göre oldukça güzeldi.Alvin'e soruyorlar "yaşlı olmanın en kötü yanı nedir?" diye.yanıt ise "yaşlı olmanın en kötü tarafı daha önce genç olduğunuzu hatırlamaktır."

Eğer her zaman ekşın...ekşın...ekşın diyen biriyseniz uzak durmanız , yol hikayelerini severim diyorsanız izlemenizi önereceğim bir film.


İyi seyirler...

ASTROLOJİYE DARBE!!!!

Aslında bir laboratuvar yengeci olarak ( normal doğum sürecinde aslan burcu olacakken erken doğum hamlem doktorlarca ilaçlarla engellenmişken , sonrasında da ilacı erken keserek beni elbirliğiyle yengeç yapmışlar ) astroloji konusunda konuşmamam gerekir ama bu haberi görünce paylaşmadan edemedim.
Cumhuriyet Bilim Teknikte çıkan bir habere göre astroloji hesaplamalarında yapılan bir hata tüm sistemi işlevsiz bırakıyor gibi :)

Haberin detaylarını merak edenleriniz aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=52540&kn=18

22 Nisan 2009 Çarşamba

KÜÇÜK BİR MOLA

İstanbul’daki yağış bizim ofisin mevkiini de buldu bir saattir. Tabiii ben firari moda geçip ev, kahve keyfi gibi hayallere dalmaya başladım hemen. Ama bu sefer farklı bir şey yapayım ve bulunduğum yerde küçük bir keyif molası vereyim dedim. Ofisin geniş camları önünde yağmuru izlerken bir kahve kaçamağı… Güzel fikir di mi?
Hemen kendime bir kahve almak üzere yerimden kalktım, yağmuru izleyerek kahvemi içmeye hazırlanırken kafamın ne kadar dağılmış ( aslında yorgun ) olduğunu fark ettim. Çünkü kendime kahve yerine çay almışım :)
Şimdi bir yandan yağmuru izleyip, bir yandan kahve niyetine çayımı içip bu yazıyı yazıyorum :)