Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Ağustos 2009 Cuma

EMPATİ


Yaşamınızın kontrolü sizde değil!

Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.

Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.

Bu kitabı kapatabilirsiniz.

O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.

Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.

Ne isterseniz yapabilirsiniz.

Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.

Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.

Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.

Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın.

Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.

Edebiyat, Bilim Ve Felsefe Ruhunuza Akacak,

Okudukça Bağlanacak, Bağlandıkça Okuyacaksınız...

Nane Şekeri’nin Yorumu:

Yeni bir kitap değil, yazarın bundan önceki kitabı peynir ekmek gibi satınca ikinci kitap olan Empati piyasaya çıktığında bir anda her yeri sarıvermişti.

İlk kitap olan Olasılıksızı okumadım, yeniden eskiye şeklinde bir giriş oldu benim için.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelince. Aslında okumak fiilini kullanmak ne kadar doğru olur bilemiyorum çünkü ben kitabı izledim demenin, eylemi daha iyi karşılayacağını düşünüyorum.

Evet, film izler gibi bitirdim kitabı sanki her sayfada başka bir sahneye geçiyormuşum gibi.

Değişik, sürükleyici ve rahat okunabilen bir roman…

Kitap okuma ruh halinize göre eğer, edebi bir tat arıyorsanız sonraya erteleyebileceğiniz, hayır ben çok da kafamı yormadan okuyacağım bir kitap arıyorum diyorsanız kesinlikle okuma listenize alabileceğiniz bir kitap.

Keyifli okumalar…

20 Ağustos 2009 Perşembe

GECE MASALCISI


Her şey yıllar önce Şam'ın eski mahallelerinden birinde başladı. O zamanlar Şam'da yaşayan insanların en ilginci Arabacı Salim'di. Salim, yörenin en ünlü öykücüsüydü. Arabasına aldığı yolculara öyle öyküler anlatırdı ki, kimse zamanın nasıl geçtiğini fark etmezdi.
Bir kere anlatmaya başladı mı öykülerini birer kırlangıç gibi uçururdu. Ağzından çıkan kelimeler insanları büyülerdi.
Derken bir gün esin perisi onu terk ediverdi. Salim son 21 kelimesini söyleyip dilsiz kaldı. Bir daha ancak benzeri duyulmamış yedi hikâye dinleyebilirse konuşabilecekti...

Nane Şekeri’nin Yorumu:

Bu bölümde hep okuduğum kitaplardan bahsettiğim için geçen gün kitaplığıma baktığımda Rafik Schami’nin bu kitabını gördüm.

Arap ve Fars edebiyatını çok severim. Hayal gücünü bir başka yorumlarlar. Özellikle Arap edebiyatında…

Suriye’li bir yazar olan Rafik Schami de bu kitabında kahramanı Salim’in arabasına sizi de alarak hikâyeleri eşliğinde keyifli yolculuklara çıkarır.

Anlatım tarzı biraz farklı bir kitap okumak isteyenler bu kitaba da şans verebilirler.


Keyifli okumalar…

19 Ağustos 2009 Çarşamba

DONDURMACI YAŞAR USTA

Dün, o hareketli yolculuktan sonra eve dönmeden, akşam keyif olması için Bostancı’daki meşhur Yaşar Usta’dan dondurma aldım :)


Daha önce denediniz mi bilmiyorum ama hem sıra dışı dondurmaları ( patlıcanlı, domatesli havuçlu gibi ) hem de meyveli dondurmaları ile ünlüdür.


Ben patlıcanlı dondurmasını seviyorum ama her zaman kalmıyor, bitiyor. Diğer sıra dışı çeşitleri henüz denemedim.

Amaaaaa o meyveli dondurmaları yok muuuuu muhteşem yahuuuu :)

Aslında şöyle söylemem daha doğru olur sanırım meyveli dondurma değil de dondurulmuş meyve yiyor gibi oluyorsunuz. Meyvelerin tadı olduğu gibi duruyor, hatta bağırıyor :)

Paket de yaptırabiliyorsunuz. Götüreceğiniz mesafeye göre özel şekilde paketliyorlar.

Bu kadar anlattıktan sonra hemen yerini de tarif edeyim. Bostancıda Minibüs yolu üzerinde lunapark ışıklara gelmeden bir önceki ışıklarda Shell benzin istasyonu var. O ışıklardan bostancı yönünde Ali Nihat Tarlan Caddesi üzerinde. Yanında Sampi pidecisi var.


Zaten önündeki kalabalıktan görürsünüz hemen.

Kesinlikle denemeye değer.


18 Ağustos 2009 Salı

BU NE HIZ BÖYLE?

Hep diyorum, bu şehrin bir ulaşım aracını, bir sokak ya da caddesini kullanmayın ilk aksiyonunuzda her şey değişmiş ve siz bir anda her şeyin yabancısı olabilirsiniz. Tıpkı dün benim başıma gelenler gibi.


Gelinn ile akşam Kadıköy’de buluşmak üzere işten çıktım ve en rahat vapurla karşıya geçerim diye Beşiktaş Vapur İskelesine gitmeye karar verdim. Dolmuştan Üsküdar Vapur İskelesinin önünde indim ve Kadıköy vapurlarının kalktığı ( daha doğrusu benim öyle hatırladığım ) Barbaros Hayrettin İskelesine hızlı adımlarla gittim. Gittim de ortada vapur falan yok ki!!!...



Vapura binmeyeli artık Kadıköy seferleri de Üsküdar İskelesinden yapılmaya başlanmış ama bu konuda birine soru sormasanız hiçbir uyarı ya da bilgi yok!


Benim gibi birkaç yanlış iskelezede ile birlikte Üsküdar İskelesinde kalkmak üzere olan vapura yetişmek üzere başladık koşmaya. Ben ayağımda topuklularla tık tık koşa koşa yetiştim, bu arada jetonumu da aldım ve vapura son anda son yolcu olarak attım kendimi. Kafamı falan da vapura çarpmadan binebildim. Kan ter içinde oturdum ilk bulduğum koltuğa. Biraz kitap okuyarak sakinleşmeye çalışırken geldik iskeleye ve indim yine hiçbir yerimi vapura çarpmadan.


Artık Kadıköy’ümdeyim, gözü kapalı dolaşırım derken iskelenin karşısındaki ışıkların orada bir inşaat yapıldığını ve bu nedenle karşıya geçişlerin Belediye Başkanlık Binasının bahçesinden yapıldığını ışıklardaki kalabalığı izleyerek öğrenebildim.


Allahımmm burası da değişmiş!!!


Neyse işler halledilip, Gelinn ile güzel bir yemek yedikten sonra, Kadıköy’deki sarı dolmuşların da ( yine bir inşaat şantiyesi yüzünden ) durağının değiştiğini öğrenip pes dedim.


Bu kadar da çok ve hızlı değişilmez ki canım.


Şimdi değişmemişliklerimin değişmemesini neden bu kadar çok istediğimi daha açık anlatabildim mi?

17 Ağustos 2009 Pazartesi

KORO




Daha önce duyduğum ama izleme fırsatını bulamadığım bir filmdi. Arkadaşım sana Koro filmini getireyim dediğinde ilk etapta hatırlayamadım ama film zevkine güvendiğim için hiç de sorgulamadım bile beğenip beğenmeyeceğimi.


Ve bu hafta sonu filmi izledim.


Söyleyeceğim tek şey muhteşem!


Sorunlu çocukların okuduğu bir okul, sert ve hiç insani yaklaşım içermeyen yöntemleri olan bir müdür tarafından yönetiliyor.


Okula sınıf mümessili olarak atanan yeni öğretmen, eski müzisyen Mathieu sakin görünüşü ve akıllı yaklaşımları ile çocuklarla arasında güçlü bir bağ kurar.


Daha önce yazdığı bestelerinin çocuklar tarafından çalınması ile de okulda bir koro kurmaya karar verir ( belki de kurmak zorunda kalır ). Koronun oluşturulma aşamaları, yaşanan olaylar eğlenceli bir şekilde anlatılmış.


Konu aslında çok da sıra dışı değil ama işleniş şekli çok güzel.


İzleme şansınız olduğunda hiç düşünmeden zaman ayırabileceğiniz bir film olduğunu söyleyebilirim.


Keyifli seyirler…

13 Ağustos 2009 Perşembe

KARIŞIK NANE ŞEKERİ

Burcun Yengeç, mistik şeyleri iyi anlarsın, kendini anlayamayan kimseyi anlayamaz dediler, gaza getirdiler ben de bunlara inanıp astrolojik yapıma odaklanayım, bir bakayım nasıl bir şeydir dedim.


Dedim de öyle kitaplarda yazan Yengeçlere de hiç benzemiyorum ki. Ben de isterim evcil yönleri yüksek, evinde oturmayı seven, cici, munis bir Yengeç olmayı ama değilim öyle, olamıyorum uzun süre bu şekilde.


Dedim peki bu nedendir? Dediler yükselen burcundandır ve onun etkisi sende daha fazladır. Ben de yine bunlara inanıp yükselen burcumu keşfettim. Aslan!!!


Tamamdır işteeee sen bu yüzden öyle içine kapanık, munis birisi değilsin. Aslan burcu gösterişi var sende dediler inandım, sadece inanmakla kalmayıp havalara da girdim.


Demek bu yüzdenmiş benimle tanışan büyük çoğunluluğun beni Aslan sanması...


Yengeç-Aslan karışımımı ilginç ve olumlu bulanlar da olduuuu, iç dünyan çok uyumsuz diyenler de… İşin uzmanı olamadım ki ben de bir şey diyeyim kendime.


Ben şu mistik şeyleri anlama yönüm ne zaman çıkacak? Ben ne zaman bu işlerden anlayacağım? Peki onlar da beni anlayabilecek mi?Beni niye gezegenler yönetmek zorunda? Ben de onları yönetmek istiyorum! İnsanların yaşamlarını yok sayarak nasıl bu kadar az bir gruba ayırabilirsiniz? diye isyanlardayken sen misin böyle kaşınan al sana, bir de ay burcu diye bir şey çıkaralım da iyice karışsın kafan dediler.

Ay burcu da ne ola ki? Başladım internette dolanmaya tırım tırım.

Sağı tıkladım, solu tıkladım, o site senin bu site benim gezdikten sonraaaa ay burcumun da Akrep olduğunu öğrendim. Öğrendim de ne oldu? Hiç bir şey anlamadım ki. Sonra da kızdım kendime zamanında ücretsiz diye çıkarttırdığın yıldız haritanı çok uzunmuş bu diyerek tembellik etmeden okusaydın bilirdin bir şeyler diye.

Şimdi hepsinin altından kalkamayacağım için feci yardıma ihtiyacım var.Burcu Yengeç, Yükselen burcu Aslan, Ay burcu Akrep olan ben acep nasıl bir şeyim?????

Allah rızası için astrolojiden anlayanınız varsa bir şey desin n’olur. Yoksa ben kendime yeni burçlar bulup karmakarışık bir Nane Şekeri olacağım :(


11 Ağustos 2009 Salı

İŞİNİ İYİ YAPANI…

Başlığa aldanıp da hemen bir küfür sallayacağımı sanmayın :)

Aksine, sözün devamının ne kadar anlamlı olduğuna dair olacak yazacaklarım.

Fethiye’de çok güzel kuru kahve satan bir yer var. Aslında baharat falan da satıyor ama ben kahvesine bayılıyorum. Hatta Eminönü’ndeki Kurukahveci Mehmet Efendi’nin kahvesinden bile çok beğeniyorum.

Küçük bir dükkân...

Bayramlarda dükkânın önünde kuyruk olurmuş. Fethiye’nin geleneklerinden biri gibidir o kuyrukta bekleyerek kahve almak demişlerdi.

Kuru kahvesi ile Fethiye’ye gitmeden çok önce tanıştığımız için bilerek, isteyerek ve bir de merak ederek gitmiştik kahvemizi almaya. Hatta ilk kez Fethiye’ye gidip de bu kahveyi önceden bilmiş olmamız bize oralarda ayrı bir itibar bile sağlamıştı :)

Kahve almaya gittiğimizde kahvenin güzelliğinden, bir yere giderken hediye olarak götürdüğümüzden bahsederken dükkân sahibi sakin amcamız bir taraftan da orada öğretmenlik yapan birinin siparişini hazırlıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam o paket de Bitlis’e gönderilmek üzere hazırlanıyordu. Siparişi hazırlanan öğretmen bey de bizim düşüncelerimize katıldı ve biz hep birlikte o küçük dükkânda bir övgü, beğeni fırtınası yarattık :)

Bizim konuşmalarımız sona erip, sıra dükkân sahibi sakin amcaya gelince bütün bu söylediklerimiz sanki hiç söylenmemiş gibi “ İşini iyi yapanı dağda da bulurlar” dedi ve aynı sakinlikle siparişleri hazırlamaya devam etti.

Sözün doğruluğu ve dükkân sahibi sakin amcanın gösterdiği tevazudan öyle etkilendim ki bu sözü sık sık kendime hatırlatır oldum.

Fethiyeli bir arkadaşım yeni döndü İstanbul’a ve dönerken bana kahve almak istediğinde dükkân kapalı olduğu için alamadığını söyledi. Olsun, varsın alamasın, hatırlamış ya benim ne kadar sevdiğimi o kahveyi o da yeter :)

Ve yeniden hatırlattı ya dükkân sahibi sakin amcanın o sıradanlıkla söylediği sözleri o da yeter bana!...