Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Ekim 2009 Perşembe

TURKUAZOO AÇILMIIIIIŞ :)





Eğer benim gibi bu açılışı dört gözle bekleyenlerdenseniz müjdeli haberi az önce hürriyette okudum :)


Dev tatlısu ve tuzlusu akvaryumlarından oluşan ve 8000 m2 lik bir alana yayılan Turkuazoo Bayrampaşa'da açılmış.


Gazete haberinde okuduğuma göre giriş ücreti tam 25TL , öğrenci ve 65 yaş üstü 18 TL imiş.0-3 yaş bebişler de ücretsiz.


En kısa zamanda gidip, gezip mekanı bir de uzman gözüyle değerlendirerek yorumlarımı yazmayı düşünüyorum :)

Nane Şekeri'nizi okumaya devam edin :)

20 Ekim 2009 Salı

HOŞÇA KAL LENİN





Bu filmi izleyeli çook uzun zaman oldu ama yazma zamanı şimdi geldi.

Leylak Dalı, blogunda bahsettiğinde gördüm ilk olarak ve çok merak etmiştim. Birkaç gün sonra bir arkadaşım bu filmi seveceğini düşünüyorum, izle diye getirdiğinde hem çok şaşırdım ( bu secret var mı cidden? Filmi görmek istedim ve hiç beklemediğim bir yerden ve beklemediğim bir anda bana ulaşıverdi :) ) hem de merakla hemen izledim.

Berlin duvarının yıkılarak yeni yaşam şeklinin insanların hayatlarına nasıl işlediği, hayatlarını nasıl değiştirdiği çok güzel işlenmiş.

Üstelik tüm bu değişimleri kahramanımız Alex’in, eski düzene (sosyalizm ) sıkı sıkıya bağlı olan ve komadan yeni çıkan, hiçbir heyecanı kaldıramayacak annesine yansıtmamak için evin içinde eski Doğu Almanya’yı yaşatma uğraşları, arkadaşı ile hazırladığı televizyon programları, annesinin en sevdiği turşu markasını bulma çabaları cidden görülmeye değer.

Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri ise Lenin Heykeli’nin taşınması. İzlemeyenler için burada çok detaya girmek istemiyorum bu sahne ile ilgili olarak…

Fırsat bulduğunuzda izlemeye şans tanıyın diyemeyeceğim, izlemek için şans yaratın diyeceğim :)

Keyifli seyirler…

ÇÖP KAMYONU KANUNU

Bugün aldığım bir mail, hemen burada sizinle de paylaşmak istedim.Yazıdaki uç örnekte ne kadar uygulanabilir bilmiyorum ama genel bakış açısının bu şekilde olması pek çok şeyin gereksiz yere bizi etkilemesinin önüne geçebilir...

Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez...

Kadın taksiye binmiş ve hava alanına gitmek istediğini söylemişti. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıktı.
Şoförü çarpmamak için sert şekilde frene bastı.

Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu. Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.
Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı.

Kadın bütün bu olanları şokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.

Sordu: "Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti."
Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek:"Çöp Kamyonu Kanunu" dedi.

Kadın: "Çöp Kamyonu Kanunu?"diye sordu, anlamamıştı.

Şoför açıkladı:"Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir. Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın."

Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.

Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla "size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun."



14 Ekim 2009 Çarşamba

WALL-E





Aslında öyle çok birikti ki, yorumlayacağım filmler ve kitaplar bugün en eğlencelisi ile başlayayım dedim.

Gezip tozmaktan ,yiyip içmekten vakit mi buluyorsun dediğinizi duyar gibiyim :) Haklısınız buradan paylaşamasam da kitap okumalarım ve film izlemelerim dolu dizgin devam ediyor :)

Wall-E 'i izne çıktığımda izledim.Gösterimdeyken gitmeyi çok istediğim ama gidemediğim bir filmdi. İznimin birkaç gününü geçirdiğim arkadaşım " ben dvd sini aldım, bizde birlikte izleyelim" dediğinde ikinci teklifi beklemeden uça uça gittim :)

Kahramanımız Wall-E eski versiyon bir robottur ve terk edilmiş dünyada tek arkadaşı olan bir böcekle yaşamaktadır.Her gün mesaisine gitmek üzere evinden çıkıp gününü çalışarak geçirdikten sonra akşam evine döner ve kendisine ilginç gelen eşyalarla doldurduğu evinde böcek arkadaşı ile geçirir zamanını.

Taaa ki bir gün bir uzay aracı gelip içinden dişi ve yepyeni bir robot çıkana kadar...

Bundan sonrasını elbette ki yazmayacağım.İzlemek size kalsın diye :)

Ama filmin ne kadar dinamik, ne kadar komik ve eğlenceli olduğunu,güzel vakit geçirmek için çok keyifli bir seçim olduğunu yazmaktan da kimseler alıkoyamaz beni :)
Havalar soğuyor açıkhava aktivitelerinin azaldığı bu günlerde bence güzel seçim olabilir.

Keyifli seyirler...

13 Ekim 2009 Salı

HERKESİN DÜZEN ANLAYIŞI FARKLI İŞTE























Diyerek kendi derleme toplama işlerime kimseleri karıştırmam. Ammaaa bazen öyle şeyler oluyor ki ben bile durumumu açıklayıcı birşey bulamıyorum.

Sevgili Gelinnciğim, blogunda askılıklardan bahsederken hatırladım. Benim de vardı böyle bir askılığım ve fonsiyonelliğine , toparlayıcılığına hep hayran kaldığım pek faideli bir eserdi.

Kullandığım dönemlerde sanırım üzerine eşya yüklemeyi biraz (!) abartmış olacağım ki ( ee tabi üzerine, pantolon, şemsiye, mont, kazak, çanta... elime ne geçerse astığım için ) birgün ders çalışırken gözümün önünde birden boylu boyunca devrilivermişti :)

Önce ne olduğunu anlayamadım .Tabiii böyle durumlarda bir kabahatli aramak adettendir.Ben de gördüm ki kabahatli , o, son olarak kendini askıya asan ,içi ders notlarımla dolu sırt çantasının ta kendisi değil miymiş? :)

Şimdi Gelinn'in blogunda görünce bir tane alsam mı acebağ diye düşünüyorum.İşime yarayabilir!
Ayaklı askılık kullanmadığım bu dönemlerde kapı arkası askılıklarımın ( nedense :)) düşmelerine çok kez şahit oluyorum.Hep o, çantaların , pantolonların yüzünden tabii :) Nasıl da gidip üst üste yığın halinde buluyorlar o askıları benim bu eşyalarım?

Anlayamadan şaşıp kalıyorum vallahi ? :D

12 Ekim 2009 Pazartesi

TARLA KUŞUYDU JULIET

Düşünün, Romeo ve Juliet birbirlerine kavuşmuşlar, evlenmişler üstelik 30 yıla da yaklaşmışlar evliliklerinde.

Evliliklerini de asi mi asi, kendilerine karşı sevgi dolu (!) bir kız çocuk ile süslemişlerdir.

Ama takdir edersiniz her evlilikte yıllara bağlı anlaşmazlıklar, pişmanlıklar yaşanabiliyor. Çiftimiz de Romeo ve Juliet olunca böyle anlarında ilişkilerine ikide bir mezarından çıkıp çıkıp gelen Shakespeare müdahale etmek zorunda kalıyor :) Eh Shakespeare’in desteği de pek bir ilginç oluyor :)

Ve böylece başlıyor ev içindeki kahkaha dolu olaylar :)

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bu sezon gösterilmeye başlayan mizah yazarı Ephraim Kishon’un gözünden Romeo ve Juliet’in anlatıldığı oyunun dün izledim.

Olağanüstüydü!...

Romeo’yu Engin Alkan canlandırıyor. Ve her zamanki gibi muhteşem bir performans sergiliyor. Zaten herhangi bir işte küçük bile olsa Engin Alkan’ın imzasını görürsem hiç sorgulamadan, tereddüt etmeden o oyunu izler, Engin Alkan’ın seslendirmelerine bayılırım.

Engin Alkan, oyunda harikalar yaratırken bu konuda hiç de yalnız değil. Sevgili Juliet’i ( Özlem Türkad ) , Shakespeare ( Çağlar Çorumlu) ve sevgili kızı Lukretia ( Murat Bavli) da kendisine aynı başarı ile eşlik ediyorlar bütün oyun boyunca.

Oyunda kimse kimsenin önüne geçmiyor, hiç kimse diğerinin performansı altında ezilmiyor, geride kalmıyor. Müzikleriyle ve temposuyla sizi sıkmayan, zamanın nasıl geçtiğini size unutturan çok çok güzel bir oyun.

Bu yılın tiyatro sezonunu işinin hakkını fazlasıyla veren bir oyun ile açtım. Genellikle beğenilerin değişkenliği ve çeşitliliğini düşünerek çok da gidin, görün, yiyin, için ifadelerini kullanmam biliyorsunuz. Ama bu oyun kaçırılmaması gereken, takipte olunması ve yakaladığınızda da izlemeye koşa koşa gitmeniz gereken bir oyun :)

Oyun hakkında detaylı bilgi için buraya bir tık yeterli.

Keyifli seyirler…

9 Ekim 2009 Cuma

ANTAKYA GEZİSİ 5














KÜNCÜLÜ KÜNCÜLÜ, RAMAZANIN GÜLÜ…

Küncülü, ramazanda tahin ve susamdan yapılan kıtır kıtır bir tatlı. Küncülü, susam demekmiş.

Antakya’nın Uzun Çarşı’sı meşhurdur, görmeden gelmeyin tavsiyeleri ile çarşının yerini sora sora bulduk ama bayramın ilk günü olması nedeniyle nerdeyse bütün çarşı kapalıydı. Açık olarak bulabildiğimiz çok az dükkândan birinde de bu tatlıyı görünce hemen yedim, görüntüledim ve satın alarak eve de getirdim :)

Mersin’de yediğim kerebiçden burada da tattım. Buradaki fıstıklı değil, cevizli olarak yapılmıştı ve bu şekli de çok çok güzeldi.


BİR SALÇA MACERASI

Bayram nedeniyle Uzun Çarşı’yı kapalı bulunca “Antakya’dan biber salçası ve nar ekşisi almadan dönmeyin” diye bize söylenen ve yapılması gerekenler listemize yapamadıklarımız olarak eklenecek salça ve nar ekşisi peşinde koşmamız bizi ilginç bir de durumla karşılaştırdı.

Eli boş döneceğimizi düşünürken bir arkadaşın açık bir mağazada çanta bakarken mağaza çalışanının evde salça üretip sattığını öğrenip çantacıda salçacı bularak başladı maceramız :)

“Bizim eve buyurun” diyerek amcamız aldı bizi götürdü evine. Tuhaf bir durumdu. Bir grup salça alıcısı olarak biz, yabancı bir şehirde hiç tanımadığı insanların evine konuk olduk :) Salçalarımız hazırlanırken, komşularının da nar ekşisi sattıklarını öğrenip nar ekşilerimizi sipariş ettik. Bu arada bayram sohbeti, evlerimizle telefon bağlantıları yaptık ne kadar salça, ne kadar nar ekşisi alalım diye :)

Önce çekingen bir şekilde kapıda başlayan diyaloğumuz evde akraba ziyaretine dönüştü. Evde yapılmış muhteşem içli köfte ( Arapçası orukmuş. Oruk da diyorlarmış ), kurabiye, ayran, çikolata ikramlarının hiçbirini reddetmeden siparişlerimizi bekledik :)

Sonunda elimizde salçalar, şişe şişe nar ekşileri ile birlikte akşam yemeğimizi, daha doğrusu meşhuuur mezeleri tatmak üzere Harbiye’ye doğru çıktık yola.

Harbiye için çok fazla bir şey yazamayacağım. Gidişimizde havanın kararmış olması, şiddetli yağmura yakalanmamız ve elektriklerin de kesilmesi ile sadece yediklerimize odaklandık.

Benzer yemekleri gün içinde yediğimiz için burada yediklerimizi kanıksayarak tattık ama her birimiz muhteşem künefeye bayıldık :)ben künefeyi aslında pek sevmem. Sıcak, peynirli kadayıf olarak tanımlar, kadayıfa haksızlık gibi görürdüm. Ammaaaa her şey yerinde bir başkaymış. Yediğimiz künefenin tadı hala damağımda :)

Yemekten sonra şiddetli yağan yağmurla birlikte konaklama yerimiz olan Mersin’e dönüş ve ertesi gün İstanbul’a dönüş ile gezimizi sonlandırdık :)

İstanbul’a varınca ne yaptık? Ballandıra ballandıra gezimizi, gördüklerimizi, yediklerimizi anlattık :)

Ben çevreme anlatmakla yetinmeyip bir de burada yazdım :)

Gidip görmek isteyenlerin de en kısa zamanda gezip görebilmeleri dileğiyle…

Keyifli gezmeler…


Foto1:Küncülü satış tezgahı

Foto2:Topluca küncülü

Foto3:Benim elimde ağzıma atmadan az önceki bir parça küncülü