Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

7 Temmuz 2009 Salı

M.R. SENDROMU




Nasıl oldu? Nereden geldi de beni buldu bilmiyorum ama bir süredir belirtileri daha öncekilere benzemeyen bir baş ağrısı girdi hayatıma ve herkeste yaptığım bağımlılık etkisi kanımca onda da oldu ki beni bırakıp gidemedi bir türlü.



Ben ise onu pek sevmeyerek ve bu ağrı ile yaşama taraftarı olmadığım için doktora gittim, durumu anlattım.



Ben doktorum tamam, sana şu ilacı verelim, sıcaklardan ya da yorgunluktandır demesini beklerken bu pek alışıldık bişey değil, bir beyin M.R. ına bakalım demesin mi!!!!




Allahımmmm!!!!!!!!!! M.R. makinesine girmek mi?!!!!!!!
Hemen doktorla başladım pazarlığa. Yapmayın, etmeyin bunun başka bir yolunu bulalım dedim. Hatta bunu demekle kalmayarak öneriler bile ürettim. Kafama bir delik falan açsanız da içine öyle baksanız? Gibi öneriler. İnanın böyle bişey yapalım deseler hiç sesim çıkmayacaktı, çıkmaz da…



Ama o M.R. makinesi yok muuuu. Bana fenalık geçirtiyor, kendimi kaybettiriyor :(



Daha önce de girmek zorunda kaldığım ve nasıl fenalık geçirdiğimi bildiğim için pes etmedim ve doktorla pazarlığa devam ettim. Hiç olmazsa 5dakika kalmam için süre belirtin diye. Bu konuşmalar sırasında öyle kötü oldum ki terlemekten dehidrasyona bağlı zaten oracıkta gideceğim öteki dünyaya doktor farkında değil.



Hala bana ama sen öyle çıtkırıldım bir kız değilsin,hiç böyle yapmazdın ???? demeye devam ediyor.



Evet, öyle çıtkırıldım biri değilimdir, evet kendi ameliyatlarıma bile tek başıma girecek kadar dayanıklı ve cesurumdur amaaaaa



M.R. KONUSUNDA ÇITKIRILMAK İSTİYORUM!!!! ÇITKIRILMA HAKKIMI KULLANMAK İSTİYORUUUUM!!!! VE ÇITKIRILIYORUM :(



Tabii bendeki bu feryat figan hiçbir işe yaramadı ve doktor yazdı çekilecek M.R. detaylarını :(
Öyle hemen M.R. randevusu alamadım kendime birkaç gün tanıdım. Doğruyu söylemek gerekirse şu ağrı gitsin de bu M.R. a gerek kalamasın diye bekledim ama nerdeeeee ağrı beni pek sevdi…



Neyse bir cesaret M.R. çektireceğim yerle randevu için konuşurken benim gibi sorunlu tiplere sakinleştirici (Xanax) verdiklerini ve hiiiiç sorun yaşamadan işlemi tamamladıklarını anlattılar.
Sevindim! Biraz da olsa rahatladım! Yanıma refakatçi de alabilecektim :)



Tabiii bununla yetinmedim. Xanax adlı ilacı ilk kez duyduğum için internette birkaç tıkla araştırmaya başladım. Sonuçlar süperdi. Çünkü yazılanların çoğunda “sizi hiçbir şeye tepki veremeyecek hala getiriyor, pelte gibi oluyorsunuz, en az 14–18 saat uyuyorsunuz, hatta M.R. çekimlerinde uykuya dalabiliyorsunuz” yazıyordu.



Süpper!!!! :) Daha ne isteyeyim ki?!!!! Ben farkına varamadan işlem bitecekti.



Ama gerçek hayat öyle değilmiş :( Bana işlemden yarım saat önce ilacı verdiler.15–20 dakika içinde uyuşmaya başlayacaksınız dediler.30 dakika geçti bende tık yok! Hala cin gibiyim. Bütün refleksler süpersonik çalışıyor maşallah!



Herkes şaşkın ama beni içeri aldılaaaaar. Bu sefer diğer M.R. dan farklı olarak bir de başıma "Demir Maskeli Adam" filmindeki maske gibi bişey taktılar :(



Ve olanlar oldu tabiii. Bilincimin fazlasıyla yerinde olması ve her şeyi yeniden yaşamam orta ile büyük ölçek arası bir sinir krizi geçirmeme neden oldu!



Bütün görevliler ve bana eşlik eden arkadaşım ( ki daha önce Xanax kullanmış, sakinleştirme etkilerine son derece güveniyor ilacın) umutla ilacın etkisini bekliyorlar ama bende hiçbir sakinleşme yok! Neyse öyle böyle 25 dakika cihazın içinde kalarak tek seferde o korkunç işlemi tamamladık ve çıktık.



Ben hala ilacın etkisini göremedim. Eve gittim hala cin gibiyim. Hatta gece uyuyamadım ve uykum gelsin diye kitap bile okudum. Kısacası Xanax bende en ufak bir etki yaratmadı.



Alkol eşiğim de yüksektir içer içer böyle cin cin insanı gıcık ederek otururum. İnsanları birkaç gün etkileyen Xanax da farklı olmadı ve bana yardımcı olmadı.



Şimdi sonuçları bekliyorum, baş ağrım ise beni o kadar sevdi ki hala benimle…

1 Temmuz 2009 Çarşamba

TOPKAPI SARAYI BAHÇESİ

Evveeeet nerede kalmıştık? Topkapı Sarayı Bahçesi gezisinde…
Saray dururken sadece bahçesine gidilir mi demeyin?
Yıllardır her gidişimde Topkapı Saray’ında ziyaret açık binaları gezerim. Ama bahçesi de çok güzeldir Saray’ın. Yeterince bahçesini gezemediğimi düşünürdüm hep. Bu kez gezi için ayırdığımız vakitte sadece bahçesinin tadını çıkarmak istedik.
Ziyarete gelen diğer insanlar koştur koştur ziyaret alanlarını büyük gruplar halinde ve telaşla gezerken biz, aheste aheste bahçede turladık :)
Daha önceki Topkapı Sarayı gezimizde de belirttiğim gibi burada Müze Kart geçerli olduğu için ücret ödemeden bahçe keyfi yapmak için bir uğramak gayet mantıklı geldi bize.Sizin de müze kartınız varsa yapılabilecek bir aktivite daha :) Saray Bahçesi keyfi :)
Muheteşem Sarayburnu manzarasını sindire sindire ,uzuuun uzun izleyebilirsiniz böylece.
Saray Bahçesinde bir de muhteşem manzarası ve güzel yemekleri ile Konyalı vardır. Orada kendimize ziyafet çekerek keyfimizi taçlandırmaya karar vermiştik en baştan.
Gittiğimizde turist kafilelerinin giriş çıkış akışı ile karşılaşınca umutsuzluğa düştük yer bulamayacağız ya da kötü bir yerde oturmak zorunda kalacağız diye. Ama şans bizden yanaydı ve olağanüstü Sarayburnu manzarası olan bir masada yer bulabildik ve bu manzaranın eşliğinde yedik yemeklerimizi.
Yemek sonrası Saray çıkışına giderken izlediğimiz yolda biraz daha çevrenin tadını çıkararak sabahın erken saatlerinde Arkeoloji Müzesi ile başlayan günümüzü böyle ihtişamlı bir son ile noktalayıp yine vapur sefası ile dönüş yolunu tuttuk 3 kafadar :)




Not:Güzel manzara,güzel yemekler ve güzel sohbet başımı o kadar döndürmüş ki burada fotoğraf çekmeyi unutmuşum,bu yazıya fotoğraf ekleyemedim :) artık siz gidip kendiniz görürsünüz :)

30 Haziran 2009 Salı

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ - I























































Aslında son günlerde sadece vampir ve kurt adamlar ne yer, ne içer, ne tür üstün özellikleri vardır bilgilerini romantik bir zeminde anlatan Stephenie Meyer’ın kitaplarını okumuyorum.
Geziyorum, görüyorum, biraz geç de olsa yazıyorum :)
2 hafta önce müze gezileri turlarımıza İstanbul Arkeoloji Müzelerini görmeyi eklemeye karar verip gittik hemen.
Günümüze sabah güzel bir vapur keyfi sonrasında, uzun yürüyüşümüzde bize enerji vermesi için Eminönü’nde taze sıkılmış meyve suyu satan bir büfede içeceklerimizi içerek başladık. Sonrasında ( ayaklarımıza kara sular inmeden, bana güneş çarpmadan önce ) bu seçimimizin çok faydasını gördük :)
Sanki yeri saklanmış gibidir ve o bölgeye sık giden birçok kişi bile tam olarak yerini kestiremez Arkeoloji Müzesi’nin. Ben ilk kez gitmiyorum ama uzun zamandır da gitmemiştim.
Gülhane Parkı’nın sağ tarafından, Osman Hamdi Bey yokuşunu takip ettiğinizde yolun sonunda müzenin girişini hemen görebilirsiniz.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri aynı bahçe içerisinde Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk müzesi olmak üzere 3 ayrı müzeden oluşmakta.
Osman Hamdi Bey tarafından 13 Haziran 1891 tarihinde İmparatorluk Müzesi olarak ziyarete açılan ilk Türk Müzesidir.
Ana Bina eski ve yeni binalar olmak üzere 2 bölümden oluşuyor.
Müze hakkındaki bu kısa bilgilerden sonra gezi detaylarımıza geçiyorum hemen.
Her zaman olduğu gibi Müze’nin Ana binasının ihtişamı ve bahçenin güzelliği büyüledi beni :).Büyünün içinden hiç çıkmadan, Ana bina içindeki lahitler ve heykellerden oluşan bölümleri fotoğraflar çekerek ve oldukça uzun zaman harcayarak ve bol bol da sohbet ederek gezdik.
Fotoğraf çekmem aslında hiç de kolay olmadı. İmkânsız kareler peşinde miydim? Fotoğrafını çektiğim açılar herkesçe çok mu ilgi gördü bilemedim ama hangi fotoyu çekmek istesem hep son anda kadraja istenmeyen, beklenmeyen bir ziyaretçi girdi.
Tam kompozisyonu kuruyorumuuum pat diye biri benim çekeceğim kareye giriveriyor. Bu, birkaç kez böyle oldu.
Neyse ki bende de inat namına ne ararsanız var. Hiç pes etmedim, bekledim istediğim fotoları çekebilmek için. Bu fotoğraf çabalarımı gösterirken sanırım çok acınacak bir haldeydim ( aslında tam olarak sinirden köpürmüş ve ağlamak üzereydim ) ki müze görevlilerinden biri nerdeyse işini bırakıp bana çekeceğim açıların boş anlarını hatırlatmaya, etrafta kimsenin olmadığı zamanları söylemeye başladı benim istediğim fotoları çekebilmem için :)
Sadece Ana Bina turumuz yaklaşık 3 saat sürdü. Eğer arkeoloji ve tarih bilginiz çok daha fazla ve detaylı ise dünyanın sayılı arkeoloji müzelerinden olan bu müzede çok daha uzun zaman geçirmeniz gerekecektir.
Müze içerisinde fotoğraf çekmek de serbest olduğu için fotoğraf molaları, istediğiniz açıları yakalamak ile oldukça vakit harcayabileceğiniz, nerdeyse hiçbir figürü atlamadan geçmek istemeyeceğiniz bir bina.
Ana binadaki detaylı gezimizden sonra sıra müzenin bir başka güzel yanının tanını çıkarmaya geldi.Bahçesinde bir şeyler içmek!...
Çok güzeldir İstanbul Arkeoloji'nin bahçesi.
Yeşillikler içinde, tarihi sütunlar arasında güzel bir mola vermeden, bahçesinde kısa bir süre dolaşmadan ayrılınmaması gereken bir yer.
Arkeoloji Müzelerinin tamamını aynı gün hakkı ile gezmek isteyenlere 1 tam günü buraya ayırmalarını öneririm. Biz, müze kartlarımız olduğu, bir daha gelişimizde para vermeyeceğimiz için ve biraz da Topkapı Sarayı Bahçesinin tadını çıkarmak istediğimizden Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesini bir başka güne bırakarak buradaki turumuzu tamamladık.
Müze giriş ücreti 10 TL. Müze Kart Geçerlidir. Fotoğraf çekmek için ayrıca bir ücret ödemiyorsunuz.
Evet, Topkapı Sarayı Bahçesinin tadını çıkarmak dedim. Ama detaylar daha sonra…
Nane Şekeri’ni okumaya devam…
:)




Foto1:Nane Şekeri'nin gözünden Arkeoloji Müzesi Ana Bina



Foto2:Etrafında insan olmadan çekebilidğim lahitlerden bir örnek



Foto3:En zahmetli şekilde, müze görevlisi ile ortaklaşa yaptığımız bir çalışma.Fotoğraf kompozisyonu bana ait,etrafta fazlalık olan ziyaretçileri savmak da görevlinin :) Öndeki amca Nehir Tanrısı Okeanos,arkadaki haşmetli amca ise Büyük Zeus




Foto4:Bahçede otururken bize eşlik eden bir kedicik






29 Haziran 2009 Pazartesi

YENİ AY



Edward ve Cullen Ailesi'nin diğer üyeleri Bella'nın doğum günü için bir parti verirler, fakat Bella ısrarla karşı çıkar.


Çünkü ortada büyük bir sorun vardır; Edward sonsuza dek genç kalacaktır, peki ya Bella? Kâbuslar, sırlar, imkânsızlıklar, seçimler ve kararlar...


Bella ve Edward'ı yine sorlu bir mücadele bekliyor.


Alacakaranlık'ın kahramanlarının aşk ve heyecan dolu macerası Yeniay'da hız kesmeden devam ediyor.


Nane Şekeri'nin Yorumu :


Serinin bu kitabını okurken kızımız Bella’nın kaderine şaşmamak mümkün değil.


Hayatında iki olağanüstü sevgili adayı var ama biri vampir , diğeri kurt adam!!!!

Bu kitabın kurgusu, beni açıkçası meraklandırmıyor, hayretlere düşürmüyor, büyülemiyor ama her ne yapıyorsa kendimi öyle kaptırıyorum ki bütün ana haber bültenlerine konu olan, insanları çileden çıkaran köprü çalışmasına bağlı trafik gerginliğinin farkına bile varmıyorum : )yol nasıl bitiyor anlamıyorum bile :) …
3. kitap Tutulmaya başladım bile :)


Keyifli okumalar...

24 Haziran 2009 Çarşamba

ALACAKARANLIK



Üç şeyden kesinlikle emindim. Birincisi, Edward kesinlikle bir vampirdi. İkincisi, onun ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim bu vampir yani benim kanıma susamıştı. Üçüncüsü, ona koşulsuz ve geri dönülemez biçimde aşıktım.



Nane Şekeri'nin Yorumu :


Etrafta salgın gibi dolaşan bir seri.Nerdeyse herkes ya okumuş ya da okumakta kitabı.


Ben bir solukta serinin ilk kitabı olan Alacakaranlık'ı bitirdim.


Fantastik kitaplar okuyan biri olarak öncelikle şunu söyleyeyim.Bu romanda "Orta Dünya", "Yerdeniz" ya da farklı bir boyutta olan "Hogwarts" gibi farklı zaman ya da yerler yok.Fantastik öğeler sıradan günlük hayatın içinde anlatılmış.Sanki her an herkesin başına gelebilirmiş gibi...


Sanırım çekici olan yanı öncelikle rahat okunuyor olması ve ulaşılmaz ama mükemmel sevgili Edward :) herkesin bir kusuru olabileceği gibi onun da kusuru var , o da vampir olmak. Ne yapsın çocukceğiz :) Zaten esas kız Bella da pek takılmıyor onun bu yönüne.


2. Köprüde yapılan güçlendirme çalışmaları nedeniyle 1. köprüde trafik yoğunluğunun artması ,işe yetişmek için daha erken yola çıkmak gibi tatsız durumları bile unutturuyor uzun yolculuk sürenizde :) Sadece bu yönüyle bile okumaya değer :)


Şimdi serinin ikinci kitabı olan Yeni Ay'ı okuyorum.Bitirdiğimde yorumlarımı yazacağım.


Keyifli okumalar...

23 Haziran 2009 Salı

HAYAT

Bugün arkadaşımdan gelen bir mail bu.Çok hoşuma gitti.


Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu yanında bir mektup ile hediye olarak Pers İmparatoruna göndermiştir.

Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır; "Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. İşte hayat budur..."

Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint İmparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taşının hareketini ve tüm oyunu çözer daha sonra da on günde tavlayı icad eder ve imparatora sunar.

Pers İmparatorunun baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu; dünyanın en popüler oyunlarından biridir.

Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birliği olarak tavla bir tanedir. 4 köşesi 4 mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı, pulların toplamı ayın 30 gününü, siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü, karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini simgeler ..

Hint İmparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır :

"Evet, Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. AMA BİRAZ DA ŞANS GEREKİR. İşte hayat budur..."

22 Haziran 2009 Pazartesi

KIRMIZI BAŞLIKLI NANE ŞEKERİ

Evvel zaman, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken ülkenin birinde Nane Şekeri adında güzelleri güzeli bir kızceğiz yaşarmış.
Nane Şekeri kızımız bizim zamanımız ile 1 hafta önce yıllık izin olarak adlandırılan kısa bir tatil yapmııııış…
Tatil günlerinden birini de Anneannesine ayırmaya karar vermiş. Giymiş kırmızı şapkasını, almış marketten cips, kolasını, tutmuş Anneannenin evinin yolunuuuuu…
Yolda öyle kurtla falan karşılaşmamış. Zor olmamış anlayacağınız eve gitmesi. Zaten kızımız pek şirin olsa da henüz çıkmamış onu yolundan çevirebilecek kadar zeki ve kurnaz bir kurt:)
Ama onun da baş edemeyeceği şeyler varmış tabii bu dünyada. Anneannesinin evine gidince bir de ne görsün zavallı Kırmızı Başlıklı Nane Şekeri? Anneannesinin evinde misafirler var, üstelik Anneannesinin o çok sevdiği, keyif yapma hayali ile yanıp tutuştuğu evinin balkonunda oturmuyorlar mı? Nane Şekeri kızımız pek üzülmüş bu duruma. Bir süre o da misafirlerle işi, ekonomik krizin etkileri ve kendi durumu konusunda konuşmak, kendisine bu konularda yöneltilen soruları yanıtlamak zorunda kalmış oralardan kaçamadığı için. Ve bu durumun yolda bir kurtla karşılaşmaktan daha kötü olduğuna karar vermiş. Lakin sorulan sorular bir kurttan daha kurnazca ve atak şekilde ardı ardına geliyormuş sağlı sollu hiç acımadan, her şeyi öğrenme arzusu ile…
Ama şans da kızımızı yalnız bırakmamış ve kısa süre sonra misafirleri kendi ev ahalisi neredesiniz diye arayıp çağırınca mutluluktan uçmuş Nane Şekeri :)
Misafirleri gönderdikten sonra Anneanne ve Nane Şekeri serin yaz akşamında balkonda sohbet ve yemek faslını tamamlarken bu sefer de Anneanne arıza çıkarmış “Yaprak Dökümü” izleyeceğim diyerek… Aslında torun Nane Şekeri’nin gelip onunla birlikte kalmasından çok mutluymuş ama “Yaprak Dökümü” de pek heyecanlıymış canııım.
Anneanne “Yaprak Dökümü”ne bayılır, Nane Şekeri nefret eder.
Nane Şekeri balkonun keyfine devam etmek ister, Anneanne dizi izlemek ister.
Neyse Anneanne dizinin özetini seyretmekten vazgeçmiş, Nane Şekeri de Anneanneyle birlikte olmak için dizinin o haftaki bölümünü izlemeye razı olarak orta yolu bulmuşlar. Hatta Nane Şekeri Anneanne mutlu olsun diye dizi hakkında sorular sorup diziye katılım bile göstermiş zorlansa da…
“Yaprak Dökümü” bittikten sonra tv kumanda yönetimi Nane Şekeri kızımızın eline geçmiş. Açmış cnbc-e de bir dizi.
Anneanne sevmez o dizileri, Nane Şekeri bayılır.
Anneanne yatmak ister Nane Şekeri onun biraz daha kalmasını…
Karşılıklı koltukları işgal ederler biri uyumak diğeri tv izlemek için. Bu kez de böyle orta yol bulurlar :)
Nane Şekeri Anneannesinin evinde mutlu, mesut renkli rüyalar görür gece boyunca. Güzeeel bir uyku çeker çocukken gamsızca, hiçbirşey düşünmeden uyuduğu zamanlardaki gibi…
Sabah uyandığında ise evdeki seslere tanıdık bir tanesi daha eklenmiştir en neşelisinden. Nane Şekeri’nin Annesi sabah kahvaltıya yetişmiştir şeker mi şeker kızı Nane Şekeri’nin ve Annesinin özlemiyle.
Bu mutlu ve güzel tablo Anneanne, Anne ve Nane Şekeri’nin tıpkı çocukluğundaki gibi uzun saatler kahvaltı keyfi yapması, Anneannesinin kendisi ve Annesi için yaptığı güzel yiyeceklerden yiyerek günün ortalarına kadar sürüüüp gitmiştir.
Masalımız burada sona eriyor sevgili dostlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…