Sabah kalktım,büyük gün!!!...
Hayatımın 3.nikah şahitliği için hazırlıklara başlayacağım bir gün!!!...
Bu kez diğerlerinden farklı olarak bir de gelinin yanındaki destek elemanı görevim bulunuyor ki bu konuda ilk tecrübem,bir evlilik sürecine hiç bu kadar yakın şahit olmamıştım. Evlenecek çift için büyük risk bu konuda sıfır tecrübe bir elemanı yanlarına almak :) ama seviyorlar beni kanımca…
Neyse ben başladım sabahın kör vakti kendi hazırlıklarıma erkenden düğün evinde olabilmek için.
Saç, tamam… Makyaj, tamam… Kıyafet tamam… Nane Şekeri, tamaaam…
Geçelim operasyonun detaylarına ,izlenimlerime...
Fotoğraf Çekimleri:
İlk aşaması olan hazırlanmış ( önceden hazırlanmış ve sizi karşılayanları en makbulü :)) gelin ve damatla birlikte fotoğrafçı yollarına düştük.Fotoğrafçıda ilk dikkatimi çeken örnek olarak ortaya konan gelin –damat albümleri oldu.Fotoğraf albümü değil, muzır neşriyat mübarek!!!
Toğbe… toğbe diyerek ve bu albümlerin altında yatan mantığı anlayamayarak çıktık stüdyodan.
Fotoğraf işkencesi bu kadarla kalmayıp evlendirme dairesinde de devam ediyormuş meğerse.
Etrafta fotoğrafçıların abuk sabuk poz önerilerini uygulamaya çalışan, ne yaptığının farkında olamayan, o sırada hayatın anlamını ve orada ne işi olduğunu sorgulayan kalabalık bir gelin ve damat popülâsyonu karşılıyor sizi.
İnsan evlenmenin tüm aşamalarını kabul etse, bu zorlu işlere “bu da geçeeer” diyerek katlansa bile bu fotoğrafçılara poz verme, fotoğraf çektirme aşamasında bile cayabilir!!! Böyle bir cayma kararını ve olabilecek kaçma eylemini engellemek üzere aile üyeleri gelinleri ve damatları hiiiç yalnız bırakmıyorlar. Onlar da bana göre bu işin tuhaflığının farkında ama bu kadar zorlu bir operasyonu kendilerinden başkasının kaçarak kurtulmasını istemediklerinden, bırakmıyorlar zavallı adayları :)
Gelin Odası:
Gelin odalarına neden herkesin alınmadığını bu kez daha iyi anladım, çünkü hayal gücü son derece gelişmiş fotoğrafçıların gelin ve damatlar üzerindeki garip fotoğraf kompozisyonu komploları daha ileri aşamada devam ediyor bu alanda. Şahsen ben, ahlakım bozulmadan hemen attım dışarı kendimi. Cık… Cık… Cık.
Nikâh Memuru Diyalogları:
Nikâh sürecini engelli bir yarış gibi düşündüğünüzde “hadi şu yarışı tamamlayıp kazanalım “diye değil de” buraya kadar çektik çekeceğimizi sona yaklaştık galiba” düşüncesiyle çıkıveriyorsunuz gibi geliyor nikâh memurunun karşısına.
Hele bir de konuşmayı seven, nüktedan(!) bir memura denk gelmişseniz vay halinize!!! Yüzlerinden hiç silemedikleri, kameralara gülerken yüzlerine yapışıp kalan gülümsemeleriyle ve artık gelişmiş yüz kaslarının onlara bir oyunu olarak ilginç diyalogların içinde buluveriyor gelin ve damatlarımız kendileri.
Şahitlik Merciinin Durumu?
Gelin ve damadın yanı sıra şahitler de memurun diyaloglarını takip etmek ve sorularına yanıt vermek zorunda olduğu için “ aaamaaaan bu beni ilgilendirmez, boş vereyim” diyemeden her bir konuşmayı takip etmek zorunda kalıyorsunuz.
Gelin ve damadın kendi isteği ile hiçbir baskı altında kalmadan oturduğu nikâh masasında siz de bir şahit olarak daha önce defalarca teyit etseniz de kendi medeni halinizin bir kazaya kurban gitmeden, değişmeyeceği garantisine güvenemiyorsunuz.
Kolay değil, nikah masasında, nikah memurunun size sorduğu soruya “evet” diyerek bir de nikah defterine imza atmanız bekleniyor sizden !!! Geriliyorsunuz doğal olarak…
Sayamayacağınız Kadar Çok Kişiyle Öpüşme:
Karışıklı evetler dendikten ve imzalar atıldıktan sonraaaaa tebrik alanında gelin ve damadı bekleyen son olmasını umduğunuz tüm davetlilerle öpüşme, teşekkür etme, yine poz verme işkencesi.
Bunu uzaktan izledim, o bile yetti gözümün korkması için
Gelin Ayakkabısı Kontrolü:
Eğlenceyi de tamamladıktan sonra sabah büyük bir hevesle isminizin yazıldığını gördüğünüz gelin ayakkabısının altında günün sonunda adınızın silindiğini görmek bir kâbus gibi üstünüze üstünüze geliyor bütün gün edindiğiniz tecrübe ve izlenimleri düşününce :(
Sahiden bütün bunları çekmeye değiyor mu?
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
13 Temmuz 2009 Pazartesi
9 Temmuz 2009 Perşembe
SICAK… ÇOK SICAAAAK
Her ne kadar 1 haftalık bir izin kaçamağı yaptıysam da bu tatilin içeriğinde deniz, kum, güneş olmadığı için kendimi henüz tatil yapmamış olarak görüyorum.
Sıcaklar da şu günlerde artık zorlayıcılığın üst sınırlarına ulaşınca deniz hayallerim kontrol edilemez bir sıklıkla ortaya çıkıveriyor.
Suya düşkünlüğüm kendimi bildim bileli vardır. Hatta küçükken evimizin içinin akvaryum gibi suyla dolu olmasını, bizim evde her yere yüzerek ulaşabilmemizi hayal ederdim. Annemden bu konuda bir kaç kez talepte bulunduğumu bile hatırlıyorum "Anne evi suyla dolduralım mı?" diye( Şansımı sonuna kadar denemiştim :)).
Sigorta reklâmlarından birinde evi su basıp da eşyalarla birlikte yüzen insanları bir felaket gibi gösterse de ben hala bu fikri güzel buluyorum. Ama benim akvaryum evimde eşyalar suyun kaldırma kuvvetine doğal bir dirence sahipler sadece ev halkı yüzerek hareket edebiliyor :)
Bugün, ofiste işlerim çok yoğun öğlen dışarı da çıkamadım ama kendime küçük bir mola verdim yine de ve masamın arkasında cam bölmeli toplantı odasına diktim gözlerimi. Buradan ne güzel bir akvaryum ev olur diye!!!! :)
Düşünsenize ofisinizde kocaman bir akvaryum tankı var ve serinlemek istediğinizde biraz yüzüp çıkabiliyorsunuz ya da ofisin tamamı suyun içinde:) Süper olurdu di mi?
Ayyy ben kendimi alamıyorum koskoca toplantı odasını içi su dolu olarak düşünmekten :) Acebağ toplantı odasını suyla doldurma fikrimi yönetime önersem mi? Ne dersiniz?
Sıcak, yoğunluk ve temmuz ortasına kadar hala yüzememiş olmak bir araya gelince doğal olarak serap görmenin önüne geçemiyorum.
Durdurun beniiiii!!!!!!!!!!!...
Ben hemen bir atlayıp suya geliyorum … :)
Sıcaklar da şu günlerde artık zorlayıcılığın üst sınırlarına ulaşınca deniz hayallerim kontrol edilemez bir sıklıkla ortaya çıkıveriyor.
Suya düşkünlüğüm kendimi bildim bileli vardır. Hatta küçükken evimizin içinin akvaryum gibi suyla dolu olmasını, bizim evde her yere yüzerek ulaşabilmemizi hayal ederdim. Annemden bu konuda bir kaç kez talepte bulunduğumu bile hatırlıyorum "Anne evi suyla dolduralım mı?" diye( Şansımı sonuna kadar denemiştim :)).
Sigorta reklâmlarından birinde evi su basıp da eşyalarla birlikte yüzen insanları bir felaket gibi gösterse de ben hala bu fikri güzel buluyorum. Ama benim akvaryum evimde eşyalar suyun kaldırma kuvvetine doğal bir dirence sahipler sadece ev halkı yüzerek hareket edebiliyor :)
Bugün, ofiste işlerim çok yoğun öğlen dışarı da çıkamadım ama kendime küçük bir mola verdim yine de ve masamın arkasında cam bölmeli toplantı odasına diktim gözlerimi. Buradan ne güzel bir akvaryum ev olur diye!!!! :)
Düşünsenize ofisinizde kocaman bir akvaryum tankı var ve serinlemek istediğinizde biraz yüzüp çıkabiliyorsunuz ya da ofisin tamamı suyun içinde:) Süper olurdu di mi?
Ayyy ben kendimi alamıyorum koskoca toplantı odasını içi su dolu olarak düşünmekten :) Acebağ toplantı odasını suyla doldurma fikrimi yönetime önersem mi? Ne dersiniz?
Sıcak, yoğunluk ve temmuz ortasına kadar hala yüzememiş olmak bir araya gelince doğal olarak serap görmenin önüne geçemiyorum.
Durdurun beniiiii!!!!!!!!!!!...
Ben hemen bir atlayıp suya geliyorum … :)
8 Temmuz 2009 Çarşamba
TUTULMA

Nane Şekeri'nin Yorumu :
Serinin 3. kitabı olan Tutulma’yı okumadım yedim, bitirdim.
Alacakaranlık ve Yeni Ay ‘daki yorumladığım maceralar Tutulma’da da son sürat devam ediyor.
Şimdiiii gelelim yorumumaaaaa.
Efenim, bu kitapta bahsi geçen vampir, kurt adam gibi arkadaşların kitabı fantastik yaptığını düşünüyorsanız bence yanılıyorsunuz.
Hepimizin karşısına vampirler, kurt adamlar çıkabilir, bu arkadaşlar kendi aralarında gürültülü kavgalar yapabilirler. Hatta etrafınızı inceleyin bakayım belki bunlardan sizin hayatınızda da vardır.Normal!...
Bu yazdıklarım gerçek hayatta karşılaşma olasılığınızın son derece yüksek olduğu durumlar.
Bana inanmıyor ve peki Nane Şekeri kitabın fantastik yönü nereden geliyor? Diyebilirsiniz. çok mantıklı olarak. Hemen yanıtlıyorum.Edward!!!!!
Evet, Edward.
Alacakaranlık ve Yeni Ay ‘daki yorumladığım maceralar Tutulma’da da son sürat devam ediyor.
Şimdiiii gelelim yorumumaaaaa.
Efenim, bu kitapta bahsi geçen vampir, kurt adam gibi arkadaşların kitabı fantastik yaptığını düşünüyorsanız bence yanılıyorsunuz.
Hepimizin karşısına vampirler, kurt adamlar çıkabilir, bu arkadaşlar kendi aralarında gürültülü kavgalar yapabilirler. Hatta etrafınızı inceleyin bakayım belki bunlardan sizin hayatınızda da vardır.Normal!...
Bu yazdıklarım gerçek hayatta karşılaşma olasılığınızın son derece yüksek olduğu durumlar.
Bana inanmıyor ve peki Nane Şekeri kitabın fantastik yönü nereden geliyor? Diyebilirsiniz. çok mantıklı olarak. Hemen yanıtlıyorum.Edward!!!!!
Evet, Edward.
Böyle mükemmel ,her zaman yapılması gereken en doğru şeyi yapabilen bir sevgili hayatta olamayacağı içiiiin bu kitap tamamen bir hayal ürünüdür.Çünkü yok böyle biri!!!!Var olduğunu düşünüyorsanız beni de haberdar ediniz :)
Kısa sürede yiyip bitirerek yorumladığım Tutulma’da da esas kızımız Bella ,oğlumuz Edward (Aaah Ahhh :)) ve evladımız Jacop yine karışan ortalığı düzeltmek zorunda kalıyor :)
Kısa sürede yiyip bitirerek yorumladığım Tutulma’da da esas kızımız Bella ,oğlumuz Edward (Aaah Ahhh :)) ve evladımız Jacop yine karışan ortalığı düzeltmek zorunda kalıyor :)
4.kitap Şafak Vakti'ni okumaya başladım bu sabah :)
Keyifli okumalar…
Keyifli okumalar…
7 Temmuz 2009 Salı
M.R. SENDROMU

Nasıl oldu? Nereden geldi de beni buldu bilmiyorum ama bir süredir belirtileri daha öncekilere benzemeyen bir baş ağrısı girdi hayatıma ve herkeste yaptığım bağımlılık etkisi kanımca onda da oldu ki beni bırakıp gidemedi bir türlü.
Ben ise onu pek sevmeyerek ve bu ağrı ile yaşama taraftarı olmadığım için doktora gittim, durumu anlattım.
Ben doktorum tamam, sana şu ilacı verelim, sıcaklardan ya da yorgunluktandır demesini beklerken bu pek alışıldık bişey değil, bir beyin M.R. ına bakalım demesin mi!!!!
Allahımmmm!!!!!!!!!! M.R. makinesine girmek mi?!!!!!!!
Hemen doktorla başladım pazarlığa. Yapmayın, etmeyin bunun başka bir yolunu bulalım dedim. Hatta bunu demekle kalmayarak öneriler bile ürettim. Kafama bir delik falan açsanız da içine öyle baksanız? Gibi öneriler. İnanın böyle bişey yapalım deseler hiç sesim çıkmayacaktı, çıkmaz da…
Hemen doktorla başladım pazarlığa. Yapmayın, etmeyin bunun başka bir yolunu bulalım dedim. Hatta bunu demekle kalmayarak öneriler bile ürettim. Kafama bir delik falan açsanız da içine öyle baksanız? Gibi öneriler. İnanın böyle bişey yapalım deseler hiç sesim çıkmayacaktı, çıkmaz da…
Ama o M.R. makinesi yok muuuu. Bana fenalık geçirtiyor, kendimi kaybettiriyor :(
Daha önce de girmek zorunda kaldığım ve nasıl fenalık geçirdiğimi bildiğim için pes etmedim ve doktorla pazarlığa devam ettim. Hiç olmazsa 5dakika kalmam için süre belirtin diye. Bu konuşmalar sırasında öyle kötü oldum ki terlemekten dehidrasyona bağlı zaten oracıkta gideceğim öteki dünyaya doktor farkında değil.
Hala bana ama sen öyle çıtkırıldım bir kız değilsin,hiç böyle yapmazdın ???? demeye devam ediyor.
Evet, öyle çıtkırıldım biri değilimdir, evet kendi ameliyatlarıma bile tek başıma girecek kadar dayanıklı ve cesurumdur amaaaaa
M.R. KONUSUNDA ÇITKIRILMAK İSTİYORUM!!!! ÇITKIRILMA HAKKIMI KULLANMAK İSTİYORUUUUM!!!! VE ÇITKIRILIYORUM :(
Tabii bendeki bu feryat figan hiçbir işe yaramadı ve doktor yazdı çekilecek M.R. detaylarını :(
Öyle hemen M.R. randevusu alamadım kendime birkaç gün tanıdım. Doğruyu söylemek gerekirse şu ağrı gitsin de bu M.R. a gerek kalamasın diye bekledim ama nerdeeeee ağrı beni pek sevdi…
Neyse bir cesaret M.R. çektireceğim yerle randevu için konuşurken benim gibi sorunlu tiplere sakinleştirici (Xanax) verdiklerini ve hiiiiç sorun yaşamadan işlemi tamamladıklarını anlattılar.
Sevindim! Biraz da olsa rahatladım! Yanıma refakatçi de alabilecektim :)
Tabiii bununla yetinmedim. Xanax adlı ilacı ilk kez duyduğum için internette birkaç tıkla araştırmaya başladım. Sonuçlar süperdi. Çünkü yazılanların çoğunda “sizi hiçbir şeye tepki veremeyecek hala getiriyor, pelte gibi oluyorsunuz, en az 14–18 saat uyuyorsunuz, hatta M.R. çekimlerinde uykuya dalabiliyorsunuz” yazıyordu.
Süpper!!!! :) Daha ne isteyeyim ki?!!!! Ben farkına varamadan işlem bitecekti.
Ama gerçek hayat öyle değilmiş :( Bana işlemden yarım saat önce ilacı verdiler.15–20 dakika içinde uyuşmaya başlayacaksınız dediler.30 dakika geçti bende tık yok! Hala cin gibiyim. Bütün refleksler süpersonik çalışıyor maşallah!
Herkes şaşkın ama beni içeri aldılaaaaar. Bu sefer diğer M.R. dan farklı olarak bir de başıma "Demir Maskeli Adam" filmindeki maske gibi bişey taktılar :(
Ve olanlar oldu tabiii. Bilincimin fazlasıyla yerinde olması ve her şeyi yeniden yaşamam orta ile büyük ölçek arası bir sinir krizi geçirmeme neden oldu!
Bütün görevliler ve bana eşlik eden arkadaşım ( ki daha önce Xanax kullanmış, sakinleştirme etkilerine son derece güveniyor ilacın) umutla ilacın etkisini bekliyorlar ama bende hiçbir sakinleşme yok! Neyse öyle böyle 25 dakika cihazın içinde kalarak tek seferde o korkunç işlemi tamamladık ve çıktık.
Ben hala ilacın etkisini göremedim. Eve gittim hala cin gibiyim. Hatta gece uyuyamadım ve uykum gelsin diye kitap bile okudum. Kısacası Xanax bende en ufak bir etki yaratmadı.
Alkol eşiğim de yüksektir içer içer böyle cin cin insanı gıcık ederek otururum. İnsanları birkaç gün etkileyen Xanax da farklı olmadı ve bana yardımcı olmadı.
Şimdi sonuçları bekliyorum, baş ağrım ise beni o kadar sevdi ki hala benimle…
1 Temmuz 2009 Çarşamba
TOPKAPI SARAYI BAHÇESİ
Evveeeet nerede kalmıştık? Topkapı Sarayı Bahçesi gezisinde…
Saray dururken sadece bahçesine gidilir mi demeyin?
Yıllardır her gidişimde Topkapı Saray’ında ziyaret açık binaları gezerim. Ama bahçesi de çok güzeldir Saray’ın. Yeterince bahçesini gezemediğimi düşünürdüm hep. Bu kez gezi için ayırdığımız vakitte sadece bahçesinin tadını çıkarmak istedik.
Ziyarete gelen diğer insanlar koştur koştur ziyaret alanlarını büyük gruplar halinde ve telaşla gezerken biz, aheste aheste bahçede turladık :)
Daha önceki Topkapı Sarayı gezimizde de belirttiğim gibi burada Müze Kart geçerli olduğu için ücret ödemeden bahçe keyfi yapmak için bir uğramak gayet mantıklı geldi bize.Sizin de müze kartınız varsa yapılabilecek bir aktivite daha :) Saray Bahçesi keyfi :)
Muheteşem Sarayburnu manzarasını sindire sindire ,uzuuun uzun izleyebilirsiniz böylece.
Saray Bahçesinde bir de muhteşem manzarası ve güzel yemekleri ile Konyalı vardır. Orada kendimize ziyafet çekerek keyfimizi taçlandırmaya karar vermiştik en baştan.
Gittiğimizde turist kafilelerinin giriş çıkış akışı ile karşılaşınca umutsuzluğa düştük yer bulamayacağız ya da kötü bir yerde oturmak zorunda kalacağız diye. Ama şans bizden yanaydı ve olağanüstü Sarayburnu manzarası olan bir masada yer bulabildik ve bu manzaranın eşliğinde yedik yemeklerimizi.
Yemek sonrası Saray çıkışına giderken izlediğimiz yolda biraz daha çevrenin tadını çıkararak sabahın erken saatlerinde Arkeoloji Müzesi ile başlayan günümüzü böyle ihtişamlı bir son ile noktalayıp yine vapur sefası ile dönüş yolunu tuttuk 3 kafadar :)
Not:Güzel manzara,güzel yemekler ve güzel sohbet başımı o kadar döndürmüş ki burada fotoğraf çekmeyi unutmuşum,bu yazıya fotoğraf ekleyemedim :) artık siz gidip kendiniz görürsünüz :)
Saray dururken sadece bahçesine gidilir mi demeyin?
Yıllardır her gidişimde Topkapı Saray’ında ziyaret açık binaları gezerim. Ama bahçesi de çok güzeldir Saray’ın. Yeterince bahçesini gezemediğimi düşünürdüm hep. Bu kez gezi için ayırdığımız vakitte sadece bahçesinin tadını çıkarmak istedik.
Ziyarete gelen diğer insanlar koştur koştur ziyaret alanlarını büyük gruplar halinde ve telaşla gezerken biz, aheste aheste bahçede turladık :)
Daha önceki Topkapı Sarayı gezimizde de belirttiğim gibi burada Müze Kart geçerli olduğu için ücret ödemeden bahçe keyfi yapmak için bir uğramak gayet mantıklı geldi bize.Sizin de müze kartınız varsa yapılabilecek bir aktivite daha :) Saray Bahçesi keyfi :)
Muheteşem Sarayburnu manzarasını sindire sindire ,uzuuun uzun izleyebilirsiniz böylece.
Saray Bahçesinde bir de muhteşem manzarası ve güzel yemekleri ile Konyalı vardır. Orada kendimize ziyafet çekerek keyfimizi taçlandırmaya karar vermiştik en baştan.
Gittiğimizde turist kafilelerinin giriş çıkış akışı ile karşılaşınca umutsuzluğa düştük yer bulamayacağız ya da kötü bir yerde oturmak zorunda kalacağız diye. Ama şans bizden yanaydı ve olağanüstü Sarayburnu manzarası olan bir masada yer bulabildik ve bu manzaranın eşliğinde yedik yemeklerimizi.
Yemek sonrası Saray çıkışına giderken izlediğimiz yolda biraz daha çevrenin tadını çıkararak sabahın erken saatlerinde Arkeoloji Müzesi ile başlayan günümüzü böyle ihtişamlı bir son ile noktalayıp yine vapur sefası ile dönüş yolunu tuttuk 3 kafadar :)
Not:Güzel manzara,güzel yemekler ve güzel sohbet başımı o kadar döndürmüş ki burada fotoğraf çekmeyi unutmuşum,bu yazıya fotoğraf ekleyemedim :) artık siz gidip kendiniz görürsünüz :)
30 Haziran 2009 Salı
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ - I
Aslında son günlerde sadece vampir ve kurt adamlar ne yer, ne içer, ne tür üstün özellikleri vardır bilgilerini romantik bir zeminde anlatan Stephenie Meyer’ın kitaplarını okumuyorum.
Geziyorum, görüyorum, biraz geç de olsa yazıyorum :)
2 hafta önce müze gezileri turlarımıza İstanbul Arkeoloji Müzelerini görmeyi eklemeye karar verip gittik hemen.
Günümüze sabah güzel bir vapur keyfi sonrasında, uzun yürüyüşümüzde bize enerji vermesi için Eminönü’nde taze sıkılmış meyve suyu satan bir büfede içeceklerimizi içerek başladık. Sonrasında ( ayaklarımıza kara sular inmeden, bana güneş çarpmadan önce ) bu seçimimizin çok faydasını gördük :)
Sanki yeri saklanmış gibidir ve o bölgeye sık giden birçok kişi bile tam olarak yerini kestiremez Arkeoloji Müzesi’nin. Ben ilk kez gitmiyorum ama uzun zamandır da gitmemiştim.
Gülhane Parkı’nın sağ tarafından, Osman Hamdi Bey yokuşunu takip ettiğinizde yolun sonunda müzenin girişini hemen görebilirsiniz.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri aynı bahçe içerisinde Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk müzesi olmak üzere 3 ayrı müzeden oluşmakta.
Osman Hamdi Bey tarafından 13 Haziran 1891 tarihinde İmparatorluk Müzesi olarak ziyarete açılan ilk Türk Müzesidir.
Ana Bina eski ve yeni binalar olmak üzere 2 bölümden oluşuyor.
Müze hakkındaki bu kısa bilgilerden sonra gezi detaylarımıza geçiyorum hemen.
Her zaman olduğu gibi Müze’nin Ana binasının ihtişamı ve bahçenin güzelliği büyüledi beni :).Büyünün içinden hiç çıkmadan, Ana bina içindeki lahitler ve heykellerden oluşan bölümleri fotoğraflar çekerek ve oldukça uzun zaman harcayarak ve bol bol da sohbet ederek gezdik.
Fotoğraf çekmem aslında hiç de kolay olmadı. İmkânsız kareler peşinde miydim? Fotoğrafını çektiğim açılar herkesçe çok mu ilgi gördü bilemedim ama hangi fotoyu çekmek istesem hep son anda kadraja istenmeyen, beklenmeyen bir ziyaretçi girdi.
Tam kompozisyonu kuruyorumuuum pat diye biri benim çekeceğim kareye giriveriyor. Bu, birkaç kez böyle oldu.
Neyse ki bende de inat namına ne ararsanız var. Hiç pes etmedim, bekledim istediğim fotoları çekebilmek için. Bu fotoğraf çabalarımı gösterirken sanırım çok acınacak bir haldeydim ( aslında tam olarak sinirden köpürmüş ve ağlamak üzereydim ) ki müze görevlilerinden biri nerdeyse işini bırakıp bana çekeceğim açıların boş anlarını hatırlatmaya, etrafta kimsenin olmadığı zamanları söylemeye başladı benim istediğim fotoları çekebilmem için :)
Sadece Ana Bina turumuz yaklaşık 3 saat sürdü. Eğer arkeoloji ve tarih bilginiz çok daha fazla ve detaylı ise dünyanın sayılı arkeoloji müzelerinden olan bu müzede çok daha uzun zaman geçirmeniz gerekecektir.
Müze içerisinde fotoğraf çekmek de serbest olduğu için fotoğraf molaları, istediğiniz açıları yakalamak ile oldukça vakit harcayabileceğiniz, nerdeyse hiçbir figürü atlamadan geçmek istemeyeceğiniz bir bina.
Ana binadaki detaylı gezimizden sonra sıra müzenin bir başka güzel yanının tanını çıkarmaya geldi.Bahçesinde bir şeyler içmek!...
Geziyorum, görüyorum, biraz geç de olsa yazıyorum :)
2 hafta önce müze gezileri turlarımıza İstanbul Arkeoloji Müzelerini görmeyi eklemeye karar verip gittik hemen.
Günümüze sabah güzel bir vapur keyfi sonrasında, uzun yürüyüşümüzde bize enerji vermesi için Eminönü’nde taze sıkılmış meyve suyu satan bir büfede içeceklerimizi içerek başladık. Sonrasında ( ayaklarımıza kara sular inmeden, bana güneş çarpmadan önce ) bu seçimimizin çok faydasını gördük :)
Sanki yeri saklanmış gibidir ve o bölgeye sık giden birçok kişi bile tam olarak yerini kestiremez Arkeoloji Müzesi’nin. Ben ilk kez gitmiyorum ama uzun zamandır da gitmemiştim.
Gülhane Parkı’nın sağ tarafından, Osman Hamdi Bey yokuşunu takip ettiğinizde yolun sonunda müzenin girişini hemen görebilirsiniz.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri aynı bahçe içerisinde Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk müzesi olmak üzere 3 ayrı müzeden oluşmakta.
Osman Hamdi Bey tarafından 13 Haziran 1891 tarihinde İmparatorluk Müzesi olarak ziyarete açılan ilk Türk Müzesidir.
Ana Bina eski ve yeni binalar olmak üzere 2 bölümden oluşuyor.
Müze hakkındaki bu kısa bilgilerden sonra gezi detaylarımıza geçiyorum hemen.
Her zaman olduğu gibi Müze’nin Ana binasının ihtişamı ve bahçenin güzelliği büyüledi beni :).Büyünün içinden hiç çıkmadan, Ana bina içindeki lahitler ve heykellerden oluşan bölümleri fotoğraflar çekerek ve oldukça uzun zaman harcayarak ve bol bol da sohbet ederek gezdik.
Fotoğraf çekmem aslında hiç de kolay olmadı. İmkânsız kareler peşinde miydim? Fotoğrafını çektiğim açılar herkesçe çok mu ilgi gördü bilemedim ama hangi fotoyu çekmek istesem hep son anda kadraja istenmeyen, beklenmeyen bir ziyaretçi girdi.
Tam kompozisyonu kuruyorumuuum pat diye biri benim çekeceğim kareye giriveriyor. Bu, birkaç kez böyle oldu.
Neyse ki bende de inat namına ne ararsanız var. Hiç pes etmedim, bekledim istediğim fotoları çekebilmek için. Bu fotoğraf çabalarımı gösterirken sanırım çok acınacak bir haldeydim ( aslında tam olarak sinirden köpürmüş ve ağlamak üzereydim ) ki müze görevlilerinden biri nerdeyse işini bırakıp bana çekeceğim açıların boş anlarını hatırlatmaya, etrafta kimsenin olmadığı zamanları söylemeye başladı benim istediğim fotoları çekebilmem için :)
Sadece Ana Bina turumuz yaklaşık 3 saat sürdü. Eğer arkeoloji ve tarih bilginiz çok daha fazla ve detaylı ise dünyanın sayılı arkeoloji müzelerinden olan bu müzede çok daha uzun zaman geçirmeniz gerekecektir.
Müze içerisinde fotoğraf çekmek de serbest olduğu için fotoğraf molaları, istediğiniz açıları yakalamak ile oldukça vakit harcayabileceğiniz, nerdeyse hiçbir figürü atlamadan geçmek istemeyeceğiniz bir bina.
Ana binadaki detaylı gezimizden sonra sıra müzenin bir başka güzel yanının tanını çıkarmaya geldi.Bahçesinde bir şeyler içmek!...
Çok güzeldir İstanbul Arkeoloji'nin bahçesi.
Yeşillikler içinde, tarihi sütunlar arasında güzel bir mola vermeden, bahçesinde kısa bir süre dolaşmadan ayrılınmaması gereken bir yer.
Arkeoloji Müzelerinin tamamını aynı gün hakkı ile gezmek isteyenlere 1 tam günü buraya ayırmalarını öneririm. Biz, müze kartlarımız olduğu, bir daha gelişimizde para vermeyeceğimiz için ve biraz da Topkapı Sarayı Bahçesinin tadını çıkarmak istediğimizden Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesini bir başka güne bırakarak buradaki turumuzu tamamladık.
Müze giriş ücreti 10 TL. Müze Kart Geçerlidir. Fotoğraf çekmek için ayrıca bir ücret ödemiyorsunuz.
Evet, Topkapı Sarayı Bahçesinin tadını çıkarmak dedim. Ama detaylar daha sonra…
Nane Şekeri’ni okumaya devam…
:)
Yeşillikler içinde, tarihi sütunlar arasında güzel bir mola vermeden, bahçesinde kısa bir süre dolaşmadan ayrılınmaması gereken bir yer.
Arkeoloji Müzelerinin tamamını aynı gün hakkı ile gezmek isteyenlere 1 tam günü buraya ayırmalarını öneririm. Biz, müze kartlarımız olduğu, bir daha gelişimizde para vermeyeceğimiz için ve biraz da Topkapı Sarayı Bahçesinin tadını çıkarmak istediğimizden Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesini bir başka güne bırakarak buradaki turumuzu tamamladık.
Müze giriş ücreti 10 TL. Müze Kart Geçerlidir. Fotoğraf çekmek için ayrıca bir ücret ödemiyorsunuz.
Evet, Topkapı Sarayı Bahçesinin tadını çıkarmak dedim. Ama detaylar daha sonra…
Nane Şekeri’ni okumaya devam…
:)
Foto1:Nane Şekeri'nin gözünden Arkeoloji Müzesi Ana Bina
Foto2:Etrafında insan olmadan çekebilidğim lahitlerden bir örnek
Foto3:En zahmetli şekilde, müze görevlisi ile ortaklaşa yaptığımız bir çalışma.Fotoğraf kompozisyonu bana ait,etrafta fazlalık olan ziyaretçileri savmak da görevlinin :) Öndeki amca Nehir Tanrısı Okeanos,arkadaki haşmetli amca ise Büyük Zeus
Foto4:Bahçede otururken bize eşlik eden bir kedicik
29 Haziran 2009 Pazartesi
YENİ AY

Edward ve Cullen Ailesi'nin diğer üyeleri Bella'nın doğum günü için bir parti verirler, fakat Bella ısrarla karşı çıkar.
Çünkü ortada büyük bir sorun vardır; Edward sonsuza dek genç kalacaktır, peki ya Bella? Kâbuslar, sırlar, imkânsızlıklar, seçimler ve kararlar...
Bella ve Edward'ı yine sorlu bir mücadele bekliyor.
Alacakaranlık'ın kahramanlarının aşk ve heyecan dolu macerası Yeniay'da hız kesmeden devam ediyor.
Nane Şekeri'nin Yorumu :
Serinin bu kitabını okurken kızımız Bella’nın kaderine şaşmamak mümkün değil.
Hayatında iki olağanüstü sevgili adayı var ama biri vampir , diğeri kurt adam!!!!
Bu kitabın kurgusu, beni açıkçası meraklandırmıyor, hayretlere düşürmüyor, büyülemiyor ama her ne yapıyorsa kendimi öyle kaptırıyorum ki bütün ana haber bültenlerine konu olan, insanları çileden çıkaran köprü çalışmasına bağlı trafik gerginliğinin farkına bile varmıyorum : )yol nasıl bitiyor anlamıyorum bile :) …
3. kitap Tutulmaya başladım bile :)
Keyifli okumalar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)