Biricik kaplumbağam Yaşar'dan , Yaşarı'ın yaşam koşullarından sık sık burada bahsediyorum.
Ama bir de Yaşar'ın arkadaşları var benim ulaşamadığım,Yaşarı'ın göremediği...
Belki sizlerin daha önce duyduğu ama detayları konusunda bilgi sahibi olmadığı kaplumbağa evlat edinmek konusunda sevgili arkadaşım Gelinn kendi blogunda çok güzel bir yazı yazmış, Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın bu konudaki çalışmalarından bahsetmiş.
Bir kaplumbağa sahibi olarak bu yaklaşımı çok güzel buldum.
Bu konuda Gelinn'in yazdığı yazıyı görebilmeniz için aşağıdaki başlığı tıklamanız yeterli olacaktır.
Bir deniz kaplumbağasını evlat edinmek.
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
18 Haziran 2009 Perşembe
PEGASUS SIRRI

Birisi bir sırrı ne kadar süre saklayabilir? Peki ya eğer bu sır batı uygarlığının 2000 yıllık temel taşlarını yok edebilecek kadar önemli bir sır ise? Gregg Loomis tarafından yazılan bu kitapta işte böylesine nefes kesici bir olayın peşinden gidilmektedir.
Amerikalı bir avukat olan Lang Reilly'nin kız kardeşi olan Janet Holt Paris'te bir apartman dairesinde öldürülür. Reilly, kız kardeşinin ölümünün bir kaza sonucu olmadığını anlar. Janet öldürülmüştür ve Lang katilin kim olduğunu ve kız kardeşini öldürme nedenini araştırmaya başlar.
Nane Şekeri'nin Yorumu :
Dün akşam bitirdim bu kitabı da…
Şu günlerde eğer;
Yolculuğa, tatile çıkacağım ne okuyayım?
Melekler ve Şeytanları izledim, Da Vinci Şifresini de okudum ama onun tadında bir kitap arıyorum.
diyorsanız, Pegasus Sırrı olağanüstü olmasa da yukarıdaki talepleri karşılayabilecek bir kitap bana göre.
Yeni bir kitap değil, geçen yaz Türkiye’de ilk basımı yapıldı ama Melekler ve Şeytanlar filminden sonra yeniden popüler olabilir. Belki de olmuştur, ben arkadaşımdan aldım bu kitabı :)
Keyifli okumalar…
17 Haziran 2009 Çarşamba
PERSEPOLIS
Persepolis, küçük bir kızın gözünden büyük annesinin son derece akıllı aktarımları ile İran Devrimi öncesi ve sonrasının çok güzel anlatıldığı bir filmdir.
2007 yılı yapımı.Ben sinemadaki gösterimini kaçırdığımda aslında böylesine başarılı bir çalışmayı kaçırdığımın farkına varamadım.Sonra Tv de cnbc-e de gösterildi o zaman da bazı aksaklıklardan tam olarak izleyemedim ama yine de anlatım dilindeki güzellikten çok etkilendim.
Bir süre önce dvd sini aldım ve tamamını izleyebildim.Zaman ayırılması ve dikkat verilmesi gereken bir film ve bana göre olağanüstü bir animasyon.Zaten sadece bana göre değil eleştirmenlere göre de öyle.
Şu dönemlerde İran'da yaşananları daha iyi anlamak konusunda da faydalı olabilecek bir film.
Film'in orjinali Fransızca.Ben Fransızca bilmiyorum ama dil seçeneklerinde Fransızcayı ( ve tabiii Türkçe altyazıyı ) tercih ettim.Küçük kızın seslendirmesi orjinalinde çok güzel.Benden size küçük bir öneri :)
Keyifli seyirler...
15 Haziran 2009 Pazartesi
KİRPİ DÜŞLERİ
Haftasonu gittiğim ve dünkü yazımda anlatacağımı söylediğim serginin adı,Kirpi Düşleri.Nerdeyse bahsetmediğim hiçbir an yok şu benim hayalgücü hayranlığımdan :) bu sergi de onlardan biri işte.
Çizerin umutlarını ,hayallerini,düşüncelerini ,beklentilerini sıra dışı çizgilerle anlattığı resimlerden oluşan bir sergi Kirpi Düşleri.
Bryan Nance ‘in figürlerine, eşinin resim içeriği ile ilgili yazmış olduğu hikayeleri eşlik etmekte.
Sergi 13 Haziran -11 Temmuz tarihleri arasında gezilebilir. Taksim’den Sıraselviler Caddesine inerken Alman Hastanesini geçtiğinizde sağda kalan Zenka Cafe’de sergilenmekte resimler.Sergiyi gezdikten sonra bir şeyler de yiyip ,içebileceğiniz bir mekan Zenka Cafe.
Son derece değişik desen ve bakış açılarının yansıtıldığı bu güzel resimleri sadece gezmekle kalmayıp satın da alabilirsiniz :)
Yolunuz Taksim’e düşerse uğramanızı önereceğim bir sergi.
14 Haziran 2009 Pazar
BAHÇEMİ BÜYÜTTÜM
Yarın işbaşı yapacağım.Günümü tam bir tembellik içinde geçiriyorum.
TV izliyorum...Kitap okuyorum...Uyuyorum...
Son gün ya, tembellik adına ne varsa bildiğim yapıyorum işte...
Bütün iznimi böyle geçirmedim tabiii. Arı gibi çalıştım, gezdim de...
Bu arada resimlerini gördüğünüz üzere bahçemi yenileyip, genişlettim.
Pencere Önü Bostanları ile başladığım sebzecilik işinde artık hazır yapılmışları ile değil kendiminin bizzat diktiği domateslerimle devam edeceğim :)
Öncelikle kocaman bir yoğurt kovasını ( annem nereden bulmuş bilmem ) alüminyum folyo ile sardım sarmaladım daha şık görünsün diye...
Alüminyum folyo kullanımı profesyonelliğimi üniversitede tezimizin saha ve laboratuvar ayağını oluşturan gölden aldığımız bitki örneklerini otoklavda kurutma aşamasında boool bol kullanarak edinmiştim :) O dönemlerde marketlerden daha çok kendi ihtiyaçlarımı oluşturan kola,cips ve çikolata gibi temel ihtiyaçlarımın yanında rulo rulo alüminyum folyo aldığımı bilirim :)
Bu el pratikliği ile alüminyum folyoyu kolay ve kısa sürede sarmam hiç de zor olmadı :)
sonra içine yerleştirdiğim toprağa teeek tek domates fidelerini özenle açtığım deliklerden diktim,can suyunu da vererek işlemi tamamladım.
Pencere önü bostanlarımdan taze soğandan artık ürün alamayacak hale geldiğim ve toprağını da değerlendirmek istediğim için onun bahçesine de birkaç tane fide ekmeyi ihmal etmedim.
Eğer Pencere Önü Bostanlarından sizin de varsa toprağını bu şekilde de değerlendirebilirsiniz.
Şu anda 1 tane fide hariç hepsi canavar gibiler.
Ürün almaya başladığımda da burada onların resimlerini paylaşıyor olacağım.
İznimin son günlerinde gittiğim bir de sergiden bahsedeceğim ama sonra...
Çünkü şimdi ben bu yazı ile yarım kalan tembelliğime dönüyorum :)
10 Haziran 2009 Çarşamba
YENİKÖY-ORHANGAZİ-BURSA
Ha yazdım, ha yazıcam derken bayağı zaman geçmiş Orhangazi gezimin üzerinden.
Yine çok keyifli, çok eğlenceli ilaç gibi bir gezi oldu :)
Seçtiğimiz mevkii Bursa Orhangazi’ye bağlı Yeniköy Beldesi idi.
Geçimi ağırlıklı olarak iç piyasaya yönelik zeytincilik olan eski bir Ermeni köyüdür.
Aslında bir davet üzerine burayı seçtik, iyi de etmişiz.Bir arkadaşımızın anneannesinin evine davetli olarak gittik.
Sabah Pendik’ten feribotla Yalova’ya geçiş ve sonrasında Yeniköy.
Yolda Rumeli türküleri söyleye söyleye kadetilen bir yol.Eğlencemizden de hiiiç ödün vermeyiz :)
İznik’i ve İznik Gölü’nü çok severim ama gölüm Orhangazi tarafını ilk kez görüyorum.Kendi haline bırakılsa tabii ki sizi olağanüstü bir doğa bekliyor ama çevredeki fabrikaların atıklarına bağlı göldeki kirlenmeyi öğrenip ve de gördüğümde içim sızladı :(.Hem böyle bir güzelliğin mahvoluşu hem de benim göllere olan özel ilgi ve düşkünlüğüm de düşünülürse karşılaştığım görüntü cidden üzücüydü. Ama oradaki coğrafya o kadar güzel ki inadına direniyor bu duruma.İnadına…
Neyse Allah’tan tüm gezi boyunca böyle büyük bir doğa katliamı ile karşılaşmadık.
Önce radarın bulunduğu tepeden aşağıdaki köylerin ve gölün manzarasını izledik esintiler içinde. Bol bol da fotoğraf çektik.
Sonrasında gölün Orhangazi tarafını ve çevresini gezerek bizi bekleyen muhteşem bir yemek şöleni ile karnımızı doyurup dinlendik.
Nasıl keyif ama?
Ben söyleyeyim.
Olağanüstü!!!!
Bitti mi sanıyorsunuz?
Yanılıyorsunuz :)
Bundan sonra bizi kocamaaan bir kiraz ağacı ile buluşma bekliyordu.Hemen tırtıllar gibi daldık ağaca ve neredeyse çatlayana kadar dalından kirazları yedik.Ne büyük bir lüks oldu artık dalından meyve yemek.
Çocukluğum bahçeli bir evde geçtiği için bir sürü meyve ağacımız vardı.Erik,dut, incir…hiç aklıma gelmezdi dalından meyve yemenin bir ayrıcalık olduğu. Ama öyleymiş.Ben yeniden o lükse sahip olabilmeyi çok istiyorum.
Bir gün olur umarım.
İznik’ten bahsederken bir şeyi söylemeyi unuttum.İznik’in ünlü İmren Köftecisi vardır.Yusuf Usta olarak da bilinir.Muhteşemdir köfteleri.Bildiğim kadarıyla hiçbir yerde de şubesi yoktu ama Orhangazi girişinde bir yer açmış,yolunuz düşerse tadın derim :)
İlçe merkezini de gezerek küçük kaçamağımız için ayırdığımız zamanı doldurup dönüş yoluna çevirdik rotamızı :)
Dönüşte feribot zamanına vakit olması ile bir de Yalova sahilde kısa bir yürüyüş yaptık.
Böylelikle 1 güne bir sürü gezilmiş yer, lezzetli yemekler ve güzel kirazları sığdırarak gezimizi sonlandırdık biraz da güneşten yanmış olarak :)
Foto1:Bu yollardan geçtik
Foto2:Bu kirazlardan yedik
Foto3:Bu şekilde kirlenmiş gölde bu kurbişi gördük
Foto2:Bu kirazlardan yedik
Foto3:Bu şekilde kirlenmiş gölde bu kurbişi gördük
BELLEVILLE'DE RANDEVU

1 haftalık iznimde geziyorum, okuyorum,ardaşlarımla buluşuyorum ve bol bol da film izliyorum.
İzlediğim filmlerin öyle hepsi bahsedilmeye değer değildi.Daha çok eskiden kaçırdığım ve şimdi izleme fırsatı bulabildiğim filmlerdi.
Ama burada bahsedeceğim Belleville'de Randevu çok farklı bir film.
İlk kez TV'de kardeşimle tesadüfen gördük ama sonuna rastlamıştık.Genelde kardeşimle zevklerimiz taban taban zıttır ama böyle ortak beğendiğimiz ender şeyler de olabiliyor :)
TVde tamamını izleyemedik ama animasyonun işleniş şekli çok farklıydı.Çok az diyalog var ama anlatım değişik.
İzne çıkmadan 1 hafta önce tesadüfen dvd sini görünce hemen aldım tabiii bir daha tv de şansa bırakmamak için :)
Filmin kahramanı büyükanne ,onun yaptığı yolculuk (hatta yolculuk yapış şekli :)),Belleville Üçlüsü'nün müziği gibi ayrıntılarıyla güzel işlenmiş bir film.
Konusuna gelince...
Torununun bisiklet hayallerini keşfeden ve onun büyük yarışa hazırlanmasını büyük bir ciddiyetle üstlenen büyükannenin torununun kaçırılması ile torununu bulma çabaları :)
2003 yılı yapımı bir animasyon.
Keyifli seyirler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)