Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

24 Haziran 2009 Çarşamba

ALACAKARANLIK



Üç şeyden kesinlikle emindim. Birincisi, Edward kesinlikle bir vampirdi. İkincisi, onun ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim bu vampir yani benim kanıma susamıştı. Üçüncüsü, ona koşulsuz ve geri dönülemez biçimde aşıktım.



Nane Şekeri'nin Yorumu :


Etrafta salgın gibi dolaşan bir seri.Nerdeyse herkes ya okumuş ya da okumakta kitabı.


Ben bir solukta serinin ilk kitabı olan Alacakaranlık'ı bitirdim.


Fantastik kitaplar okuyan biri olarak öncelikle şunu söyleyeyim.Bu romanda "Orta Dünya", "Yerdeniz" ya da farklı bir boyutta olan "Hogwarts" gibi farklı zaman ya da yerler yok.Fantastik öğeler sıradan günlük hayatın içinde anlatılmış.Sanki her an herkesin başına gelebilirmiş gibi...


Sanırım çekici olan yanı öncelikle rahat okunuyor olması ve ulaşılmaz ama mükemmel sevgili Edward :) herkesin bir kusuru olabileceği gibi onun da kusuru var , o da vampir olmak. Ne yapsın çocukceğiz :) Zaten esas kız Bella da pek takılmıyor onun bu yönüne.


2. Köprüde yapılan güçlendirme çalışmaları nedeniyle 1. köprüde trafik yoğunluğunun artması ,işe yetişmek için daha erken yola çıkmak gibi tatsız durumları bile unutturuyor uzun yolculuk sürenizde :) Sadece bu yönüyle bile okumaya değer :)


Şimdi serinin ikinci kitabı olan Yeni Ay'ı okuyorum.Bitirdiğimde yorumlarımı yazacağım.


Keyifli okumalar...

23 Haziran 2009 Salı

HAYAT

Bugün arkadaşımdan gelen bir mail bu.Çok hoşuma gitti.


Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu yanında bir mektup ile hediye olarak Pers İmparatoruna göndermiştir.

Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır; "Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. İşte hayat budur..."

Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint İmparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taşının hareketini ve tüm oyunu çözer daha sonra da on günde tavlayı icad eder ve imparatora sunar.

Pers İmparatorunun baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu; dünyanın en popüler oyunlarından biridir.

Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birliği olarak tavla bir tanedir. 4 köşesi 4 mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı, pulların toplamı ayın 30 gününü, siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü, karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini simgeler ..

Hint İmparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır :

"Evet, Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. AMA BİRAZ DA ŞANS GEREKİR. İşte hayat budur..."

22 Haziran 2009 Pazartesi

KIRMIZI BAŞLIKLI NANE ŞEKERİ

Evvel zaman, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken ülkenin birinde Nane Şekeri adında güzelleri güzeli bir kızceğiz yaşarmış.
Nane Şekeri kızımız bizim zamanımız ile 1 hafta önce yıllık izin olarak adlandırılan kısa bir tatil yapmııııış…
Tatil günlerinden birini de Anneannesine ayırmaya karar vermiş. Giymiş kırmızı şapkasını, almış marketten cips, kolasını, tutmuş Anneannenin evinin yolunuuuuu…
Yolda öyle kurtla falan karşılaşmamış. Zor olmamış anlayacağınız eve gitmesi. Zaten kızımız pek şirin olsa da henüz çıkmamış onu yolundan çevirebilecek kadar zeki ve kurnaz bir kurt:)
Ama onun da baş edemeyeceği şeyler varmış tabii bu dünyada. Anneannesinin evine gidince bir de ne görsün zavallı Kırmızı Başlıklı Nane Şekeri? Anneannesinin evinde misafirler var, üstelik Anneannesinin o çok sevdiği, keyif yapma hayali ile yanıp tutuştuğu evinin balkonunda oturmuyorlar mı? Nane Şekeri kızımız pek üzülmüş bu duruma. Bir süre o da misafirlerle işi, ekonomik krizin etkileri ve kendi durumu konusunda konuşmak, kendisine bu konularda yöneltilen soruları yanıtlamak zorunda kalmış oralardan kaçamadığı için. Ve bu durumun yolda bir kurtla karşılaşmaktan daha kötü olduğuna karar vermiş. Lakin sorulan sorular bir kurttan daha kurnazca ve atak şekilde ardı ardına geliyormuş sağlı sollu hiç acımadan, her şeyi öğrenme arzusu ile…
Ama şans da kızımızı yalnız bırakmamış ve kısa süre sonra misafirleri kendi ev ahalisi neredesiniz diye arayıp çağırınca mutluluktan uçmuş Nane Şekeri :)
Misafirleri gönderdikten sonra Anneanne ve Nane Şekeri serin yaz akşamında balkonda sohbet ve yemek faslını tamamlarken bu sefer de Anneanne arıza çıkarmış “Yaprak Dökümü” izleyeceğim diyerek… Aslında torun Nane Şekeri’nin gelip onunla birlikte kalmasından çok mutluymuş ama “Yaprak Dökümü” de pek heyecanlıymış canııım.
Anneanne “Yaprak Dökümü”ne bayılır, Nane Şekeri nefret eder.
Nane Şekeri balkonun keyfine devam etmek ister, Anneanne dizi izlemek ister.
Neyse Anneanne dizinin özetini seyretmekten vazgeçmiş, Nane Şekeri de Anneanneyle birlikte olmak için dizinin o haftaki bölümünü izlemeye razı olarak orta yolu bulmuşlar. Hatta Nane Şekeri Anneanne mutlu olsun diye dizi hakkında sorular sorup diziye katılım bile göstermiş zorlansa da…
“Yaprak Dökümü” bittikten sonra tv kumanda yönetimi Nane Şekeri kızımızın eline geçmiş. Açmış cnbc-e de bir dizi.
Anneanne sevmez o dizileri, Nane Şekeri bayılır.
Anneanne yatmak ister Nane Şekeri onun biraz daha kalmasını…
Karşılıklı koltukları işgal ederler biri uyumak diğeri tv izlemek için. Bu kez de böyle orta yol bulurlar :)
Nane Şekeri Anneannesinin evinde mutlu, mesut renkli rüyalar görür gece boyunca. Güzeeel bir uyku çeker çocukken gamsızca, hiçbirşey düşünmeden uyuduğu zamanlardaki gibi…
Sabah uyandığında ise evdeki seslere tanıdık bir tanesi daha eklenmiştir en neşelisinden. Nane Şekeri’nin Annesi sabah kahvaltıya yetişmiştir şeker mi şeker kızı Nane Şekeri’nin ve Annesinin özlemiyle.
Bu mutlu ve güzel tablo Anneanne, Anne ve Nane Şekeri’nin tıpkı çocukluğundaki gibi uzun saatler kahvaltı keyfi yapması, Anneannesinin kendisi ve Annesi için yaptığı güzel yiyeceklerden yiyerek günün ortalarına kadar sürüüüp gitmiştir.
Masalımız burada sona eriyor sevgili dostlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

18 Haziran 2009 Perşembe

BİR DENİZ KAPLUMBAĞASI EVLAT EDİNMEK

Biricik kaplumbağam Yaşar'dan , Yaşarı'ın yaşam koşullarından sık sık burada bahsediyorum.

Ama bir de Yaşar'ın arkadaşları var benim ulaşamadığım,Yaşarı'ın göremediği...

Belki sizlerin daha önce duyduğu ama detayları konusunda bilgi sahibi olmadığı kaplumbağa evlat edinmek konusunda sevgili arkadaşım Gelinn kendi blogunda çok güzel bir yazı yazmış, Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın bu konudaki çalışmalarından bahsetmiş.

Bir kaplumbağa sahibi olarak bu yaklaşımı çok güzel buldum.

Bu konuda Gelinn'in yazdığı yazıyı görebilmeniz için aşağıdaki başlığı tıklamanız yeterli olacaktır.

Bir deniz kaplumbağasını evlat edinmek.

PEGASUS SIRRI



Birisi bir sırrı ne kadar süre saklayabilir? Peki ya eğer bu sır batı uygarlığının 2000 yıllık temel taşlarını yok edebilecek kadar önemli bir sır ise? Gregg Loomis tarafından yazılan bu kitapta işte böylesine nefes kesici bir olayın peşinden gidilmektedir.




Amerikalı bir avukat olan Lang Reilly'nin kız kardeşi olan Janet Holt Paris'te bir apartman dairesinde öldürülür. Reilly, kız kardeşinin ölümünün bir kaza sonucu olmadığını anlar. Janet öldürülmüştür ve Lang katilin kim olduğunu ve kız kardeşini öldürme nedenini araştırmaya başlar.




Nane Şekeri'nin Yorumu :

Dün akşam bitirdim bu kitabı da…

Şu günlerde eğer;

Yolculuğa, tatile çıkacağım ne okuyayım?

Melekler ve Şeytanları izledim, Da Vinci Şifresini de okudum ama onun tadında bir kitap arıyorum.

diyorsanız, Pegasus Sırrı olağanüstü olmasa da yukarıdaki talepleri karşılayabilecek bir kitap bana göre.

Yeni bir kitap değil, geçen yaz Türkiye’de ilk basımı yapıldı ama Melekler ve Şeytanlar filminden sonra yeniden popüler olabilir. Belki de olmuştur, ben arkadaşımdan aldım bu kitabı :)

Keyifli okumalar…


17 Haziran 2009 Çarşamba

PERSEPOLIS


Persepolis, küçük bir kızın gözünden büyük annesinin son derece akıllı aktarımları ile İran Devrimi öncesi ve sonrasının çok güzel anlatıldığı bir filmdir.
2007 yılı yapımı.Ben sinemadaki gösterimini kaçırdığımda aslında böylesine başarılı bir çalışmayı kaçırdığımın farkına varamadım.Sonra Tv de cnbc-e de gösterildi o zaman da bazı aksaklıklardan tam olarak izleyemedim ama yine de anlatım dilindeki güzellikten çok etkilendim.
Bir süre önce dvd sini aldım ve tamamını izleyebildim.Zaman ayırılması ve dikkat verilmesi gereken bir film ve bana göre olağanüstü bir animasyon.Zaten sadece bana göre değil eleştirmenlere göre de öyle.
Şu dönemlerde İran'da yaşananları daha iyi anlamak konusunda da faydalı olabilecek bir film.
Film'in orjinali Fransızca.Ben Fransızca bilmiyorum ama dil seçeneklerinde Fransızcayı ( ve tabiii Türkçe altyazıyı ) tercih ettim.Küçük kızın seslendirmesi orjinalinde çok güzel.Benden size küçük bir öneri :)
Keyifli seyirler...

15 Haziran 2009 Pazartesi

KİRPİ DÜŞLERİ

Haftasonu gittiğim ve dünkü yazımda anlatacağımı söylediğim serginin adı,Kirpi Düşleri.
Nerdeyse bahsetmediğim hiçbir an yok şu benim hayalgücü hayranlığımdan :) bu sergi de onlardan biri işte.
Çizerin umutlarını ,hayallerini,düşüncelerini ,beklentilerini sıra dışı çizgilerle anlattığı resimlerden oluşan bir sergi Kirpi Düşleri.
Bryan Nance ‘in figürlerine, eşinin resim içeriği ile ilgili yazmış olduğu hikayeleri eşlik etmekte.
Sergi 13 Haziran -11 Temmuz tarihleri arasında gezilebilir. Taksim’den Sıraselviler Caddesine inerken Alman Hastanesini geçtiğinizde sağda kalan Zenka Cafe’de sergilenmekte resimler.Sergiyi gezdikten sonra bir şeyler de yiyip ,içebileceğiniz bir mekan Zenka Cafe.
Son derece değişik desen ve bakış açılarının yansıtıldığı bu güzel resimleri sadece gezmekle kalmayıp satın da alabilirsiniz :)
Yolunuz Taksim’e düşerse uğramanızı önereceğim bir sergi.