Burcun Yengeç, mistik şeyleri iyi anlarsın, kendini anlayamayan kimseyi anlayamaz dediler, gaza getirdiler ben de bunlara inanıp astrolojik yapıma odaklanayım, bir bakayım nasıl bir şeydir dedim.
Dedim de öyle kitaplarda yazan Yengeçlere de hiç benzemiyorum ki. Ben de isterim evcil yönleri yüksek, evinde oturmayı seven, cici, munis bir Yengeç olmayı ama değilim öyle, olamıyorum uzun süre bu şekilde.
Dedim peki bu nedendir? Dediler yükselen burcundandır ve onun etkisi sende daha fazladır. Ben de yine bunlara inanıp yükselen burcumu keşfettim. Aslan!!!
Tamamdır işteeee sen bu yüzden öyle içine kapanık, munis birisi değilsin. Aslan burcu gösterişi var sende dediler inandım, sadece inanmakla kalmayıp havalara da girdim.
Demek bu yüzdenmiş benimle tanışan büyük çoğunluluğun beni Aslan sanması...
Yengeç-Aslan karışımımı ilginç ve olumlu bulanlar da olduuuu, iç dünyan çok uyumsuz diyenler de… İşin uzmanı olamadım ki ben de bir şey diyeyim kendime.
Ben şu mistik şeyleri anlama yönüm ne zaman çıkacak? Ben ne zaman bu işlerden anlayacağım? Peki onlar da beni anlayabilecek mi?Beni niye gezegenler yönetmek zorunda? Ben de onları yönetmek istiyorum! İnsanların yaşamlarını yok sayarak nasıl bu kadar az bir gruba ayırabilirsiniz? diye isyanlardayken sen misin böyle kaşınan al sana, bir de ay burcu diye bir şey çıkaralım da iyice karışsın kafan dediler.
Ay burcu da ne ola ki? Başladım internette dolanmaya tırım tırım.
Sağı tıkladım, solu tıkladım, o site senin bu site benim gezdikten sonraaaa ay burcumun da Akrep olduğunu öğrendim. Öğrendim de ne oldu? Hiç bir şey anlamadım ki. Sonra da kızdım kendime zamanında ücretsiz diye çıkarttırdığın yıldız haritanı çok uzunmuş bu diyerek tembellik etmeden okusaydın bilirdin bir şeyler diye.
Şimdi hepsinin altından kalkamayacağım için feci yardıma ihtiyacım var.Burcu Yengeç, Yükselen burcu Aslan, Ay burcu Akrep olan ben acep nasıl bir şeyim?????
Allah rızası için astrolojiden anlayanınız varsa bir şey desin n’olur. Yoksa ben kendime yeni burçlar bulup karmakarışık bir Nane Şekeri olacağım :(
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
13 Ağustos 2009 Perşembe
11 Ağustos 2009 Salı
İŞİNİ İYİ YAPANI…
Başlığa aldanıp da hemen bir küfür sallayacağımı sanmayın :)
Aksine, sözün devamının ne kadar anlamlı olduğuna dair olacak yazacaklarım.
Fethiye’de çok güzel kuru kahve satan bir yer var. Aslında baharat falan da satıyor ama ben kahvesine bayılıyorum. Hatta Eminönü’ndeki Kurukahveci Mehmet Efendi’nin kahvesinden bile çok beğeniyorum.
Küçük bir dükkân...
Bayramlarda dükkânın önünde kuyruk olurmuş. Fethiye’nin geleneklerinden biri gibidir o kuyrukta bekleyerek kahve almak demişlerdi.
Kuru kahvesi ile Fethiye’ye gitmeden çok önce tanıştığımız için bilerek, isteyerek ve bir de merak ederek gitmiştik kahvemizi almaya. Hatta ilk kez Fethiye’ye gidip de bu kahveyi önceden bilmiş olmamız bize oralarda ayrı bir itibar bile sağlamıştı :)
Kahve almaya gittiğimizde kahvenin güzelliğinden, bir yere giderken hediye olarak götürdüğümüzden bahsederken dükkân sahibi sakin amcamız bir taraftan da orada öğretmenlik yapan birinin siparişini hazırlıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam o paket de Bitlis’e gönderilmek üzere hazırlanıyordu. Siparişi hazırlanan öğretmen bey de bizim düşüncelerimize katıldı ve biz hep birlikte o küçük dükkânda bir övgü, beğeni fırtınası yarattık :)
Bizim konuşmalarımız sona erip, sıra dükkân sahibi sakin amcaya gelince bütün bu söylediklerimiz sanki hiç söylenmemiş gibi “ İşini iyi yapanı dağda da bulurlar” dedi ve aynı sakinlikle siparişleri hazırlamaya devam etti.
Sözün doğruluğu ve dükkân sahibi sakin amcanın gösterdiği tevazudan öyle etkilendim ki bu sözü sık sık kendime hatırlatır oldum.
Fethiyeli bir arkadaşım yeni döndü İstanbul’a ve dönerken bana kahve almak istediğinde dükkân kapalı olduğu için alamadığını söyledi. Olsun, varsın alamasın, hatırlamış ya benim ne kadar sevdiğimi o kahveyi o da yeter :)
Ve yeniden hatırlattı ya dükkân sahibi sakin amcanın o sıradanlıkla söylediği sözleri o da yeter bana!...
Aksine, sözün devamının ne kadar anlamlı olduğuna dair olacak yazacaklarım.
Fethiye’de çok güzel kuru kahve satan bir yer var. Aslında baharat falan da satıyor ama ben kahvesine bayılıyorum. Hatta Eminönü’ndeki Kurukahveci Mehmet Efendi’nin kahvesinden bile çok beğeniyorum.
Küçük bir dükkân...
Bayramlarda dükkânın önünde kuyruk olurmuş. Fethiye’nin geleneklerinden biri gibidir o kuyrukta bekleyerek kahve almak demişlerdi.
Kuru kahvesi ile Fethiye’ye gitmeden çok önce tanıştığımız için bilerek, isteyerek ve bir de merak ederek gitmiştik kahvemizi almaya. Hatta ilk kez Fethiye’ye gidip de bu kahveyi önceden bilmiş olmamız bize oralarda ayrı bir itibar bile sağlamıştı :)
Kahve almaya gittiğimizde kahvenin güzelliğinden, bir yere giderken hediye olarak götürdüğümüzden bahsederken dükkân sahibi sakin amcamız bir taraftan da orada öğretmenlik yapan birinin siparişini hazırlıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam o paket de Bitlis’e gönderilmek üzere hazırlanıyordu. Siparişi hazırlanan öğretmen bey de bizim düşüncelerimize katıldı ve biz hep birlikte o küçük dükkânda bir övgü, beğeni fırtınası yarattık :)
Bizim konuşmalarımız sona erip, sıra dükkân sahibi sakin amcaya gelince bütün bu söylediklerimiz sanki hiç söylenmemiş gibi “ İşini iyi yapanı dağda da bulurlar” dedi ve aynı sakinlikle siparişleri hazırlamaya devam etti.
Sözün doğruluğu ve dükkân sahibi sakin amcanın gösterdiği tevazudan öyle etkilendim ki bu sözü sık sık kendime hatırlatır oldum.
Fethiyeli bir arkadaşım yeni döndü İstanbul’a ve dönerken bana kahve almak istediğinde dükkân kapalı olduğu için alamadığını söyledi. Olsun, varsın alamasın, hatırlamış ya benim ne kadar sevdiğimi o kahveyi o da yeter :)
Ve yeniden hatırlattı ya dükkân sahibi sakin amcanın o sıradanlıkla söylediği sözleri o da yeter bana!...
3 Ağustos 2009 Pazartesi
HARCAMALARI İZLEME
Artık bol kaynakların sona ermesi ve olumsuz piyasa koşullarının düzelecek mi? Düzelecekse ne zaman ve nasıl olacak? Konularının gündemi oluşturduğu düşünülürse harcamalarda tasarruf yaklaşımları son derece doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gelinn’in, piyasanın nabzını tutarak avantajlı ürünleri, kampanyaları ve bu konudaki kendi yaklaşımlarını paylaştığı blogunda bir bölümü var.Hayalbemol alışveriş konusundaki yazısında faydalı önerilerini paylaştı.
Fiilen yaptığım işin bu konuda proje üretmek olması nedeniyle işin alınan tedbirler sonrası izleme safhasını da ben yazayım istedim.
Evet, kişisel harcama planında yapılan bu uygulamalar başlangıç için çok gerekli olsa da yeterli değil. Sürekliliği sağlayabilmek için belirlenen ve uygulanan stratejilerin, kararların sonuçlarının izlenmesi de son derece önemli.
Bu süreci diyet yapmak gibi düşünebilirsiniz. Yüksek bir motivasyonla önemli miktarda kilo verebilirsiniz. Bununla birlikte verdiğiniz kiloları fazlası ile geri almamak için diyetisyenlerin koruma dönemi dediği asıl ve zorlu süreç başlar.
Yemek yeme alışkanlığını günlük hayatta uzun vadeli bir yapıda uygulayabilmektir bu aşama.
Yemek yemeyi çok seven bir kişinin diyet sonrasında bütün yiyeceklere saldırarak verdiği 5 kiloyu 7-8 kilo olarak geri alması ne kadar kötüyse alışverişi çok seven birinin bir anda alışverişi kesmesi sonrasında “tamamdır, bana bu kadar tasarruf yeter “ diyerek alınması hiç de gerekli olmayacak bir yığın şeye para harcaması da o kadar kötü olur.
Bu durumu yaşamamak için kendi planınızı oluşturmanız bana kalırsa en akıllıca yaklaşım olacaktır .
Ne kadar geliriniz var, giderleriniz neler?
Peki, ben bu kadar ahkâm kestikten sonra neler yapıyorum ondan bahsedeyim.
Krizin gelişini çok önceden görerek hararetli zamanları başladığında zaten harcamalarımı belli bir düzene koymuştum. İhtiyaç listeleri oluşturdum, elimdeki envanteri (kıyafet, kitap, ayakkabı gibi) güncelledim ve her alışverişimde “bu gerçekten de gerekli mi?" Sorusu ile hareket ettim. Bu aşamaları tek başıma geçirmedim. Artık hepinizin bildiği çok yakın arkadaşım olan Gelinn ile birlikte karşılıklı bu konuda kendimizi bir hayli geliştirdik, hatta bir ara dişi Varyemez Amca’lar olma yolundan son anda döndük :)
İzleme aşamasında ilk olarak harcamalarınızı gruplamanızı önereceğim.
1.Grup: aylık olarak kredi kartı, fatura gibi düzenli ödemeleriniz olsun
2.Grup: aylık olarak kredi kartı ya da nakit olsun yapmış olduğunuz harcama başlıkları, nelere para harcadığınız olsun. Örneğin o ay aldığınız kitap sayısı ve ödediğiniz tutar ( ve soru şu: bu kitapları almam gerçekten gerekli miydi?)
3.Grup: aylık olarak gezi, eğlence gibi sosyal yönümüzü besleyen aktiviteler olsun.
Bu maddeleri tercihinize göre, not defteri , harcama ağacı şeması ya da benim yaptığım gibi bir Excel dosyada günlük ve aylık olarak bu başlıklara ait yapılan ödeme ve giderlerinizi kaydederek ay içinde ya da sonunda harcamalarda ne aşamada olduğunuzu, işin ne yöne doğru gittiğini izleyebilirsiniz.
Bu da size cebinizden çıkan tüm paranın nereye gittiği konusunda topluca bir gözlem şansı oluşturur.
Harcamalarım içinde gezmek için ayırdığım parada kesinti yapmaya yanaşmadığım,gezip tozmalarıma da artık engel olursam bunalıma gireceğim için ben de gezme, yeme içme giderlerimi her birini düzenli olarak kaydederek dosyama günlük olarak takip ediyorum. Henüz burada bir kesintiye gitmedim.
Böylelikle para akışım üzerinde daha çok kontrol sağlayabiliyorum.Elimde para kalması durumunda elde ettiğim bu kaynağı bana daha çok yarayacak ihtiyaç alımlarında ( dürüst olacağım daha çok gezmekte ) kullanabiliyorum.
Yazımın en başında da belirtmiş olduğum gibi birden her şeyden mahrumiyet yerine öncellikleri doğru ve objektif olarak belirledikten sonra bunu hayatın bir parçası olarak yaşadığınızda tasarrufa bağlı elinizde kalan parayı kullanacağınız alanları da genişletebileceksiniz.
Gelinn’in, piyasanın nabzını tutarak avantajlı ürünleri, kampanyaları ve bu konudaki kendi yaklaşımlarını paylaştığı blogunda bir bölümü var.Hayalbemol alışveriş konusundaki yazısında faydalı önerilerini paylaştı.
Fiilen yaptığım işin bu konuda proje üretmek olması nedeniyle işin alınan tedbirler sonrası izleme safhasını da ben yazayım istedim.
Evet, kişisel harcama planında yapılan bu uygulamalar başlangıç için çok gerekli olsa da yeterli değil. Sürekliliği sağlayabilmek için belirlenen ve uygulanan stratejilerin, kararların sonuçlarının izlenmesi de son derece önemli.
Bu süreci diyet yapmak gibi düşünebilirsiniz. Yüksek bir motivasyonla önemli miktarda kilo verebilirsiniz. Bununla birlikte verdiğiniz kiloları fazlası ile geri almamak için diyetisyenlerin koruma dönemi dediği asıl ve zorlu süreç başlar.
Yemek yeme alışkanlığını günlük hayatta uzun vadeli bir yapıda uygulayabilmektir bu aşama.
Yemek yemeyi çok seven bir kişinin diyet sonrasında bütün yiyeceklere saldırarak verdiği 5 kiloyu 7-8 kilo olarak geri alması ne kadar kötüyse alışverişi çok seven birinin bir anda alışverişi kesmesi sonrasında “tamamdır, bana bu kadar tasarruf yeter “ diyerek alınması hiç de gerekli olmayacak bir yığın şeye para harcaması da o kadar kötü olur.
Bu durumu yaşamamak için kendi planınızı oluşturmanız bana kalırsa en akıllıca yaklaşım olacaktır .
Ne kadar geliriniz var, giderleriniz neler?
Peki, ben bu kadar ahkâm kestikten sonra neler yapıyorum ondan bahsedeyim.
Krizin gelişini çok önceden görerek hararetli zamanları başladığında zaten harcamalarımı belli bir düzene koymuştum. İhtiyaç listeleri oluşturdum, elimdeki envanteri (kıyafet, kitap, ayakkabı gibi) güncelledim ve her alışverişimde “bu gerçekten de gerekli mi?" Sorusu ile hareket ettim. Bu aşamaları tek başıma geçirmedim. Artık hepinizin bildiği çok yakın arkadaşım olan Gelinn ile birlikte karşılıklı bu konuda kendimizi bir hayli geliştirdik, hatta bir ara dişi Varyemez Amca’lar olma yolundan son anda döndük :)
İzleme aşamasında ilk olarak harcamalarınızı gruplamanızı önereceğim.
1.Grup: aylık olarak kredi kartı, fatura gibi düzenli ödemeleriniz olsun
2.Grup: aylık olarak kredi kartı ya da nakit olsun yapmış olduğunuz harcama başlıkları, nelere para harcadığınız olsun. Örneğin o ay aldığınız kitap sayısı ve ödediğiniz tutar ( ve soru şu: bu kitapları almam gerçekten gerekli miydi?)
3.Grup: aylık olarak gezi, eğlence gibi sosyal yönümüzü besleyen aktiviteler olsun.
Bu maddeleri tercihinize göre, not defteri , harcama ağacı şeması ya da benim yaptığım gibi bir Excel dosyada günlük ve aylık olarak bu başlıklara ait yapılan ödeme ve giderlerinizi kaydederek ay içinde ya da sonunda harcamalarda ne aşamada olduğunuzu, işin ne yöne doğru gittiğini izleyebilirsiniz.
Bu da size cebinizden çıkan tüm paranın nereye gittiği konusunda topluca bir gözlem şansı oluşturur.
Harcamalarım içinde gezmek için ayırdığım parada kesinti yapmaya yanaşmadığım,gezip tozmalarıma da artık engel olursam bunalıma gireceğim için ben de gezme, yeme içme giderlerimi her birini düzenli olarak kaydederek dosyama günlük olarak takip ediyorum. Henüz burada bir kesintiye gitmedim.
Böylelikle para akışım üzerinde daha çok kontrol sağlayabiliyorum.Elimde para kalması durumunda elde ettiğim bu kaynağı bana daha çok yarayacak ihtiyaç alımlarında ( dürüst olacağım daha çok gezmekte ) kullanabiliyorum.
Yazımın en başında da belirtmiş olduğum gibi birden her şeyden mahrumiyet yerine öncellikleri doğru ve objektif olarak belirledikten sonra bunu hayatın bir parçası olarak yaşadığınızda tasarrufa bağlı elinizde kalan parayı kullanacağınız alanları da genişletebileceksiniz.
BUZ DEVRİ 3

Hafta sonu Buz Devri 3 ü izledim 3 boyutlu olarak.
Daha önce başka bir 3 boyutlu animasyon film izlemiştim o daha güzeldi. Buz Devri 3 ün 3 boyutunu pek tutmadım.
Daha önce başka bir 3 boyutlu animasyon film izlemiştim o daha güzeldi. Buz Devri 3 ün 3 boyutunu pek tutmadım.
Ama çok güzel vakit geçirdim. Buz Devri 2 ye göre çok daha dinamik ve güzeldi. Aile kavramı üzerinde buruluyor serinin bu bölümünde. Kahramanım Sid her zamanki gibi olaylara kendi farklı bakış açısı ile yaklaşıyor :)
Palamut maceraları bu bölümde farklı bir boyutta işlenmiş o da çok keyifliydi, çok güldüm :)
Özet olarak bir arkadaşımın TV yorumlarından birinde duyup benimle paylaştığı yorum çok doğru.
Bu film, kesinlikle 1.sinden kötü ama 2.sinden daha iyi.
Keyifli seyirler…
29 Temmuz 2009 Çarşamba
SUDAKİ İZLER
Deniz ve Denizcilikle ilgili belgesel ve TV programlarının hep çok uçlarda olduğunu, ya bu konuda eğitim almış kişilere yönelik ve teknik, bilimsel bilgilerin tavan yaptığı ya da bir teknede sahil kasabalarını dolaşarak denizcilik programı yaptığı düşünülen ama bana göre gezelim, görelim programları tadında olmaktan öteye gidemeyen programların izleyicilere sunulduğunu düşünüyorum. Buna bağlı olarak da sualtı belgeselleri TV akvaryumları olarak kullanılıyor çoğu zaman.
Denizle ilgilenen kişilere, meraklı ama teknik olarak çok bilgili olmayan ağırlıklı grup için ise hep popüler deniz belgeseli eksikliği olduğunu görmüşümdür.(Deniz belgesellerini izlerken yanımda genelde” Bu hayvan nedir? Bu balık nasıl bir şeydir? Aaaa o hayvan mıdır, bitki gibi?” sorularıyla karşılaşınca ister istemez bu ihtiyaca yakından tanık oluyorsunuz :))
Bir süredir İz TV’de izlediğim Savaş Karakaş’ın hazırladığı ve sunduğu bir programın adı Sudaki İzler.
Anlatım dili çok yalın. Sualtı olduğu kadar denizcilikle ilgili değişik konuları da içeriyor bu program. Denizcilik tarihi, yapay resifler ya da deniz fenerleri gibi…
Ben Pazar günleri olan gösterimini yakalayabiliyorum genellikle.
Programda anlatılanlardan sadece yanlış olarak fok ve yunuslara balık denmesine takılmış durumdayım. Siz bu ifadeyi duyduğunuzda inanmayın, onlar balık değil, deniz memelileridir. Sadece fok ve yunus diyebilirsiniz :)
Keyifli seyirler…
Denizle ilgilenen kişilere, meraklı ama teknik olarak çok bilgili olmayan ağırlıklı grup için ise hep popüler deniz belgeseli eksikliği olduğunu görmüşümdür.(Deniz belgesellerini izlerken yanımda genelde” Bu hayvan nedir? Bu balık nasıl bir şeydir? Aaaa o hayvan mıdır, bitki gibi?” sorularıyla karşılaşınca ister istemez bu ihtiyaca yakından tanık oluyorsunuz :))
Bir süredir İz TV’de izlediğim Savaş Karakaş’ın hazırladığı ve sunduğu bir programın adı Sudaki İzler.
Anlatım dili çok yalın. Sualtı olduğu kadar denizcilikle ilgili değişik konuları da içeriyor bu program. Denizcilik tarihi, yapay resifler ya da deniz fenerleri gibi…
Ben Pazar günleri olan gösterimini yakalayabiliyorum genellikle.
Programda anlatılanlardan sadece yanlış olarak fok ve yunuslara balık denmesine takılmış durumdayım. Siz bu ifadeyi duyduğunuzda inanmayın, onlar balık değil, deniz memelileridir. Sadece fok ve yunus diyebilirsiniz :)
Keyifli seyirler…
28 Temmuz 2009 Salı
DEĞİŞMEMİŞLİKLERİMİN DEĞİŞMEMESİNİ İSTİYORUM!!!
Değişime, getirdiği yeniliklerin ( olumlu ya da olumsuz ) taze kan sağlaması nedeniyle açığımdır. Ama bazı şeyler ve özellikle mekânlar var ki onların hiç değişmemişliği ya da üzerinde durulmayacak kadar küçük değişimleri mutlu ediyor beni, belki de birçok kişiyi…
Böyle mekânlar bulabildiğimde dört elle sarılıyorum. İstanbul gibi nerdeyse bir gün sokağa çıkmadığınızda her zaman kullandığınız yolun giriş çıkışlarının değişebildiği, hep alışveriş yaptığınız marketin taşınmış olabildiği ya da şehirde beğeniler ışık hızında değiştiği için belki de sizin gitmekten çok hoşlandığınız bir restaurant ya da kitapçının kapandığı, yerine o günün akımına uygun yeni bir şey o eski yerde yerini alabildiği bir şehirde yaşayınca değişime direnen güzel yerlerin önemi de artıyor.
Bu denli hızlı bir şehirde yaşadığınızda zamanın geçmediğini düşünerek kendinizi kısa bir süre için bile kandırarak şımartabileceğiniz mekânlarınız olsun istiyorsunuz.
Ben, bu yönden İstanbul’un tarihi yarımadasını çok severim. Oralara pek dokunulamadığı için bazen kendimi üniversite dönemimde ya da İstanbul’un daha eski dönemlerinde yaşamış gibi hissedebiliyorum :) Sokakları aynıdır, nereden dönseniz nereye varacağınızı bilirsiniz. İstanbul için bu büyük bir lüks.
Değişmemişliklerimin nerdeyse simgesi olarak tanımlayabileceğim, beni her ruh halimde iyi hissettirebilen, gördüğüm, gittiğim tüm yerler içinde en mutlu olduğum yer ise Kadıköy’deki Baylan Pastanesidir.
Kadıköy Çarşısı’nın sokağında Hacı Bekir lokumcusunun tam karşısındadır ( ne tehlikeli bir yer di mi? Hacı Bekir ve Baylan tam karşı karşıya. Baylan’da bir şeyler yedikten sonra hemen Hacı Bekir’e gidip başka tatlılar yediğimi çok bilirim :)).
Küçük vitrini ile karşılar sizi. İçeri girdiğinizde klasik pastane havası ile karşılaşırsınız. Yaz sezonu ile arka taraftaki bahçelerini de açarlar ve güzel lezzetlerine bir de güzel keyif katarlar misafirlerinin.
Olağanüstü tatlıları vardır. En ünlüsü Kup Griye olarak bilinen dünya tatlı literatürüne girmiş tatlılarıdır. Bir diğeri ise ( benim asıl favorim ) Rokoko. Çikolatalı dondurmalı pastanın üzerine booolca çikolata sosu! Muhteşemdir muhteşem!!!
Müşteri profili de çok çeşitlidir. Bir masada takım elbiseleri ile oturan insanları, diğer masada test çözen öğrencileri, bir diğer masada eski okul arkadaşlarını sohbet ederken görebilirsiniz. Kimse kimseye varlığıyla rahatsızlık vermez orada. Bunu da bana kalırsa Baylan’ın o zarif havası sağlıyor.
Peki, beni Baylan’ın nesi bu kadar etkiliyor? Tamam, tatlıları güzel, ortamı güzel ama bunları başka pek çok yerde de bulabilirim öyle değil mi? Hemen söyleyeyim. Baylan’ın değişmemişliğini seviyorum ben. Çocukluğumdan beri her gittiğimde pastanenin kapısını her açtığımda beni karşılayan aynı dekor, aynı kokular, aynı seçenekler sanki dün gitmişim hissini uyandırdığı için seviyorum orayı.10 sene öncesi gibi değil de 10 gün önce gitmişim gibi.
Değişmemişliğine bu kadar bağlanmış olduğum için de her ufak değişiklik bende hoşnutsuzluk yaratıyor. İlk olarak ucu düz tatlı kaşıklarından yuvarlak tatlı kaşıkları ile servise geçtiklerinde küçük bir bunalım yaşamıştım, oraya yakıştıramamıştım. Hala alışmaya çalışıyorken yuvarlak uçlu tatlı kaşıklarına geçen gün gittiğimde servis yaptıkları tabakları da değiştirmiş olduklarını gördüm. Normalde başka bir yerde çok beğeneceğim o tabaklar Rokoko’mu gerekli keyifle yememe bile engel oldu.
Evet, Baylan da değişiyor, hiç hoşuma gitmese de…
Umarım değişim hızı giderek artmaz ve ben terapi merkezimi bırakmak zorunda kalmam günün birinde...
Böyle mekânlar bulabildiğimde dört elle sarılıyorum. İstanbul gibi nerdeyse bir gün sokağa çıkmadığınızda her zaman kullandığınız yolun giriş çıkışlarının değişebildiği, hep alışveriş yaptığınız marketin taşınmış olabildiği ya da şehirde beğeniler ışık hızında değiştiği için belki de sizin gitmekten çok hoşlandığınız bir restaurant ya da kitapçının kapandığı, yerine o günün akımına uygun yeni bir şey o eski yerde yerini alabildiği bir şehirde yaşayınca değişime direnen güzel yerlerin önemi de artıyor.
Bu denli hızlı bir şehirde yaşadığınızda zamanın geçmediğini düşünerek kendinizi kısa bir süre için bile kandırarak şımartabileceğiniz mekânlarınız olsun istiyorsunuz.
Ben, bu yönden İstanbul’un tarihi yarımadasını çok severim. Oralara pek dokunulamadığı için bazen kendimi üniversite dönemimde ya da İstanbul’un daha eski dönemlerinde yaşamış gibi hissedebiliyorum :) Sokakları aynıdır, nereden dönseniz nereye varacağınızı bilirsiniz. İstanbul için bu büyük bir lüks.
Değişmemişliklerimin nerdeyse simgesi olarak tanımlayabileceğim, beni her ruh halimde iyi hissettirebilen, gördüğüm, gittiğim tüm yerler içinde en mutlu olduğum yer ise Kadıköy’deki Baylan Pastanesidir.
Kadıköy Çarşısı’nın sokağında Hacı Bekir lokumcusunun tam karşısındadır ( ne tehlikeli bir yer di mi? Hacı Bekir ve Baylan tam karşı karşıya. Baylan’da bir şeyler yedikten sonra hemen Hacı Bekir’e gidip başka tatlılar yediğimi çok bilirim :)).
Küçük vitrini ile karşılar sizi. İçeri girdiğinizde klasik pastane havası ile karşılaşırsınız. Yaz sezonu ile arka taraftaki bahçelerini de açarlar ve güzel lezzetlerine bir de güzel keyif katarlar misafirlerinin.
Olağanüstü tatlıları vardır. En ünlüsü Kup Griye olarak bilinen dünya tatlı literatürüne girmiş tatlılarıdır. Bir diğeri ise ( benim asıl favorim ) Rokoko. Çikolatalı dondurmalı pastanın üzerine booolca çikolata sosu! Muhteşemdir muhteşem!!!
Müşteri profili de çok çeşitlidir. Bir masada takım elbiseleri ile oturan insanları, diğer masada test çözen öğrencileri, bir diğer masada eski okul arkadaşlarını sohbet ederken görebilirsiniz. Kimse kimseye varlığıyla rahatsızlık vermez orada. Bunu da bana kalırsa Baylan’ın o zarif havası sağlıyor.
Peki, beni Baylan’ın nesi bu kadar etkiliyor? Tamam, tatlıları güzel, ortamı güzel ama bunları başka pek çok yerde de bulabilirim öyle değil mi? Hemen söyleyeyim. Baylan’ın değişmemişliğini seviyorum ben. Çocukluğumdan beri her gittiğimde pastanenin kapısını her açtığımda beni karşılayan aynı dekor, aynı kokular, aynı seçenekler sanki dün gitmişim hissini uyandırdığı için seviyorum orayı.10 sene öncesi gibi değil de 10 gün önce gitmişim gibi.
Değişmemişliğine bu kadar bağlanmış olduğum için de her ufak değişiklik bende hoşnutsuzluk yaratıyor. İlk olarak ucu düz tatlı kaşıklarından yuvarlak tatlı kaşıkları ile servise geçtiklerinde küçük bir bunalım yaşamıştım, oraya yakıştıramamıştım. Hala alışmaya çalışıyorken yuvarlak uçlu tatlı kaşıklarına geçen gün gittiğimde servis yaptıkları tabakları da değiştirmiş olduklarını gördüm. Normalde başka bir yerde çok beğeneceğim o tabaklar Rokoko’mu gerekli keyifle yememe bile engel oldu.
Evet, Baylan da değişiyor, hiç hoşuma gitmese de…
Umarım değişim hızı giderek artmaz ve ben terapi merkezimi bırakmak zorunda kalmam günün birinde...
KADER
Sanırım bir de böyle bakmak lazım...
KADER
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev -belki seninki en iyisidir)
KADER
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev -belki seninki en iyisidir)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)